Puan vermedi·184 syf.··
2018 77. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2018 00:00
Çocukken okuduğumuz, çocuğunuza okuyacağınız nadir kitaplardan Şeker Portakalı. Dile kolay ilk basımı 83 senesine ait. Kahramanımız ise beş yaşında bir çocuk... Büyümüşte küçülmüş dediğimiz türden, sadece kendi çocuk dünyasını değil büyüklerin dünyasını da anlayacak kadar zeki, duyarlı bir çocuk... Aynı zamanda annemin deyimiyle "yedi köyü bir eşeğe bindiren" cinsten bir çocuk... Dayak yiyen, o dayak yedikçe sizin canınızı yakan bir çocuk... Bol bol hayal kuruyorsunuz Zeze'y le birlikte. Afacanlık yapıyorsunuz, hoplayıp zıplayıp şaka yaptığınız insanlardan kaçıyorsunuz ama en çok ağlıyorsunuz. Ailenin hemen hemen her ferdinden suçlu da olsanız suçsuz da olsanız dayak yiyince, portakal ağacıyla konuşunca, anneniz babanız dövünce, dövmediğinde Zeze "istediğiniz zaman dövebilirsiniz" deyince, kendi hayallerini bırakıp sizi gereğinden fazla anladığında, dostunu kaybedişine ağlıyorsunuz... Hem sürekli gözlerim dolu dolu okuduğum, hem güldüğüm çok ama çok güzel bir kitap. 12 günde yazmış yazar, iki kitap daha var Zeze'nin macerakarının devam ettiği. Sırasıyla onlarıda okuyup, tekrar okumak üzere ve ilerde kızım okusun diye halihazırda bulunan kitaplığına yerleştireceğim. Keyifli okumalarınız daim olsun...
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275bin okunma
Tepeye tırmandığımı zannederken aslında bayır aşağı koşmak.
9/10
·83 syf.··
2026 3. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 12:41
İvan İlyiç'in Ölümü... Yazar bu eserinde ölümün kıyısında olan bir adamın ruh hali, çevresiyle olan bağı ve hayatı sorgulamasını bize en derinlerden hissettiryor. Üstelik bunu sadece 83 sayfayla yapıyor. Eseri okurken İvan İlyiç'i gördüm, hissettim ve adeta o oldum. Tolstoy'un ne kadar başarılı bir yazar olduğunu da o an iyice anladım. İvan İlyiç'in yalnızlığı, acı çekerken ailesinin her şey yolundaymışcasına hayatlarına devam etmeleri beni de İvan İlyiç gibi derinden etkiledi. Bu durum öyle bir hale geliyor ki karakterimiz kendisini sadece uşağına yakın bulması da aslında onun tarafından anlaşılmasından geçiyor. Karakter yalnız kaldıkça yaşamını sorguluyor ve sonucunda hepimizin önünde sonunda sorgulayacağı bir konuda duruyor: “Ya gerçekten de yaşamam gerektiği gibi yaşamadıysam, bilinçli seçtiğim yaşamım yanlışsa?..” Keyifle okuduğum ve her sayfasında İvan İlyiç'le birlikte sorguladığım çok yerinde ve dönemini yansıtan bir eserdi. Umarım siz de okurken en az benim kadar keyif alırsınız.
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Üç Başı Mamur Bir Ankara Romanı: Ankara! Mon Amour
Puan vermedi·167 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 23:26
Bu yazıya kadar, hakkında yazdığım kitaplar, özellikle de romanlar, hep gelip beni bulmuşlardı. Karşıma çıkmakla kalmayıp bir şekilde beni etkileyen bu kitaplar henüz bitmeden, zihnimde tahlil cümleleri dolaşıma giriverir, haliyle de dayanamayıp o eserler hakkındaki analizlerimi satırlara dökmek zorunda kalırdım. Dergimizin bu sayıdaki ana temasının ‘Ankara’da Edebiyat’ olacağı kararlaştırıldığında bir kere daha bana kitap analizi düştü. Böylece ilk defa bir roman hakkında yazmak için bizzat arayış içine girmiş oldum. Elbette Ankara’mız, edebiyat dünyamızda hatırı sayılır bir alan işgal ediyor ancak roman söz konusu olduğunda bu alan bir hayli daralıyor. Konusu bütünüyle ya da büyük oranda Ankara olan roman sayısı ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmiyor. Ankara ile alakalı roman söz konusu olduğunda, edebiyata ilgisi biraz yoğun olan birçok kimsenin olduğu gibi benim de aklıma ilk gelen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ‘Ankara’sı oldu. Lakin bu roman, hakkında ziyadesiyle yazılan, birçok analize konu olan eserlerden biriydi. Ayrıca, İbrahim Eryiğit Hocamız, bu sayı için hazırladığı ve önceden vâkıf olduğum hayli zengin içerikli yazısında, söz konusu kitapla ilgili de kısa ama tatmin edici bilgilere yer veriyordu. Ve ilk seçenek böylece elendi. Bir de ‘Yaşanmayanların Romanı’ vardı tabii. Muhammed Ali Koçak ile tanışmama ve dergimizin yazarlarından biri olmasına vesile olan bu roman hem neredeyse bütünüyle Ankara’da geçiyor hem de Ankara’nın kadim tarihine dair birçok bilgi içeriyordu. Lakin onun hakkında da yakın zamanda web sayfamız ve e-dergimizde bir analiz yayınlamıştım. Araştırmamı sürdürürken nihayet istediğim özelliklere sahip romanı yakaladım. Hem adı hem de hikâyesi Ankaralıydı. Başta da ifade etmeye çalıştığım gibi bu sefer kitabı ben arayıp bulmuştum;
Ankara, Mon Amour!Şükran Yiğit · İletişim Yayınları · 20221,639 okunma
Puan vermedi·252 syf.·
2026 73. kitabı
Onu, Amsterdam’daki müzede huzurla keşfettim. Bir ismin çok ötesinde, renklere ve çüzgilere hükmetmeye çalışan, kırılgan ruhlu ressam. Ressam kimliğine bile 30’lu yaşlarında yeni yeni kavuşan biri üstelik.. Kendini ‘deli dahi’ olarak adlandırsa da, ruhsal bozukluğuyla hep uğraşmış, çözmeye çalışmış. Bunu en çok da kardeşine yazarak atlatabilmiş belki de. 27 Temmuz 1890’da kendini vurduğunda bile üzerinden Theo’ya ait son mektup çıkıyor sadece . Ölmüş bir ressam olmak, fikrinden bahsediyor son kez.. Her mektubunda İncil’den alıntılar var. Tanrı inancına vurgu yapıp, güçlü oluşunu da buna bağlıyor. Çok şükrediyor, çok güzel teslim oluyor.. böyle inançlı bir adamı intihara sürükleyen yolu merak ederek okudum tüm mektupları. Kardeşi Theo ondan sadece 2 yaş küçük. Bu sebeple belki de çok güzel dertleşiyor ona çok yakın hissediyor kendini. Kardeşi ona sürekli malzeme ve para gönderiyor, tablo satışlarına destek oluyor, ziyaretine gidiyor ancak içindeki boşluk yutuyor Vincent’ı. Ondan geriye kalan tablolar satılmıyor, 6 ay içinde Theo da kederinden ölünce eşi Jo koruyor tüm tabloları ve sonra da amcasının adını taşıyan Vincent Willem devralıyor bu aile yadigarlarını. Sergiler, müzeler derken.. onlara bir ev inşa etmek gerekiyor ve 1973’te 83 yıl korunan tablolar Van Gogh Müzesi’ne kavuşabiliyor..
Theo'ya MektuplarVincent Van Gogh · Yapı Kredi Yayınları · 20168,1bin okunma
7/10
·375 syf.··
2020 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2020 00:00
Kitabı çok uzun zaman önce okumuştum. Siteye ekleyince inceleme yazma gereği duydum. Kitap insanın en temel, en evrensel ve savunmasız duygusunu hedef alıyor. Kayıp karşısında duyulan çaresizlik ve yas. "Ya geri getirebilirsem?" fikrinden yola çıkıyor. Eğer elinizde bir şans olsaydı, sevdiğiniz kişinin geri dönen şeyin ne olduğunu umursamadan mezarını kazar mıydınız? Ben belki de böyle bir kayıp yaşamadığımdan kesin olarak hayır ben yapmazdım dedim. Ama düşündükçe ürperiyorum. Belki de sevdiğim birini geri getirmek isteyebilirdim bu kaybı yaşadıktan sonra. Çünkü ruh halimi kestiremiyorum. Kitapta çok fazla gotik unsur var mesela Micmac Kızılderili Mezarlığı veya Wendigo efsanesi gibi. Çıkarımım da şu oldu. Bazen ölüm daha hayırlıdır ve doğal döngüyü bozmaya çalışmak, ölümün kendisinden çok daha büyük bir laneti beraberinde getirir. Kitabın özeti ise şu şekilde. Dr. Louis Creed, eşi Rachel, çocukları Eileen (Ellie), Gage ve kedileri Church ile birlikte Chicago’dan Maine’in sakin Ludlow kasabasına taşınır. Ev harikadır ancak daha ilk gün doğanın ve kaderin küçük uyarıları başlar: Gage'i arı sokar, Ellie düşüp dizini kanatır, evin anahtarları kaybolur. Aile, karşı komşuları olan 83 yaşındaki bilge ihtiyar Jud Crandall ile tanışır. Jud, evin tam önünden geçen 15 numaralı karayolunun tehlikesinden bahseder. Bu yol, Orinco gibi dev şirketlerin yüksek süratli kimyasal tankerlerinin geçtiği ve kasabadaki evcil hayvanları yutan bir ölüm tuzağıdır. Jud, Creed ailesini evin arkasındaki ormanlık patikadan geçirerek kasaba çocuklarının yıllardır ölen hayvanlarını gömdüğü, tabelasında yamuk yumuk harflerle "Hayvan Mezarlıgı" (Pet Sematary) yazan mistik yere götürür. Burası Ellie’de ilk kez "ölüm" kavramına dair bir sorgulama ve korku başlatır. Eşi Rachel ise çocukluk travmaları
Hayvan MezarlığıStephen King · Altın Kitaplar · 201914,5bin okunma
İnsan İnsana
9/10
·312 syf.··
2026 16. kitabı
·
177 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 19:32
Merhaba arkadaşlar bugün sizlere kişisel gelişim türünde bir eserle geldim. Kitabı çok uzun zamandır okuyordum ama yorum için yavaş ve sakin bir okuma yapmam gerekiyordu. Çünkü içerdiği bilgiler anlamaya yönelik beyninizi çalıştırıp sizi geliştirecek, alıştırmaları ve öğretilerin de ders çıkarılacak pay biçilecek etkenler vardı. Kitabı ilk önce eşim okudum ve sevdi sonrada ben... Doğan Cüceloğlu Psikoloji bölümünden mezun bir yazarımız. Kendisi 83 yaşında İstanbul'da yaşamına veda etmiş. Bize bıraktığı öğretiler ve bu güzel inciler ise birer armağan olarak kalmıştır. Yazar bu kitabında iletişim sorunlarını çözmeden doyumlu bir yaşam sürdürmenin olanaksız olduğunun ve insanın isterse kendini değiştirip geliştirebileceğinin altını çiziyor. İletişim sorunlarını çözmeden de doyumlu bir yaşam sürdürmenin olanaksız olduğunu söylüyor. Hayatımızda insan iletişimi ve ilişkilerinde mükemmel olan yoktur eminim. Bu kitap nerede nasıl davranılması gerektiğini ve karşımızdaki kişiyi daha kolay anlayıp kavrayabilmeyi öğretiyor. Sorunlara çözüm üretebilmenin kolay yollarının da zor yollarının da olduğunu ifade ediyor. İnsan, ilişkileri içinde sürekli yeniden tanımlanan bir varlık olduğundan insan ilişkilerinin temelini ise iletişim süreçleri oluşturuyor. Kitapta birçok hikaye ve alıntı ve gerçek yaşanmış olaylardan örnekler verilecek ilerlerken aynı zamanda sizleri düşünmeye anlamaya uygulamaya da yönlendiriyor. ``Hiçbir davranışta bulunmama da anlamlı bir mesaj oluşturur.`` ``Ben kendi bildiğimi yaparım, o da kendi bildiğini yapsın, anlayışı, iletişimin temel varsayımına aykırı düşer. Evlilik ilişkisi içinde her bir eşin davranışı, diğeri için mutlaka bir mesaj niteliği taşır; bu nedenle, mesajı veren kişi, mesajın sorumluluğunun bilincinde olmalıdır. Aksi halde, daha önce sözü
Kişisel Gelişim
İnsan İnsanaDoğan Cüceloğlu · Kronik Kitap · 20239,7bin okunma