Ölüm varsa hayatın anlamı ne diye soranlar, Her nefesle günden güne havaya karışanlar!
Meçhuldür sizden sonrakiler, unutuldu hep öncekiler:
Ruhlar baki olsa da, zamana yenik düşer fani bedenler.
Ey okur! Öyleyse, zamanın hakkını ver, hâlâ vaktin varken,
Ne diye ölümü kovalarsın, henüz hayattayken!
- Baron Brooke Fulke Greville, "Caelica 83"
Sarı-kahverengi-gri tonların hâkim olduğu mıntıkada bir vaha gibi duran Ömer bin Abdulazîz türbesinden ayrılırken, kendisine hayranlığım daha da artmıştı. İsteseydi, Şam'da veya Suriye'nin diğer büyük şehirlerinden birinde, devasa ve gösterişli bir türbede yatıyor olabilirdi.
39 yıllık kısacık ama parıltılarla dolu hayatı sona erdiğinde, âhiret yurduna giderken böyle gösterişsiz bir durak seçmek, onun karakterine dair bütün ipuçlarını veriyordu işte.
Tarih kaynakları, Ömer bin Abdulaziz'in, vefat ederken şu ayeti mırıldandığını yazıyor:
" İşte ahiret yurdu... Biz onu yeryüzünde üstünlük taslamak ve bozgunculuk çıkarmak istemeyenlere vereceğiz. GÜZEL AKIBET müttakilerin olacaktır." ( Kasas 83)
80. Lût peygamberi de (elçi olarak gönderdik). Bir zamanlar toplumuna dedi ki: "Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı o kötü işi siz mi yapıyorsunuz?!
81. Gerçekten kadınları bırakıp da, şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz?! Ha siz çok aşırı giden bir toplumsunuz."
82. Milletinin ise şöyle demelerinden başka cevabı olmadı: "Çıkarın bunları memleketinizden; çünkü bunlar eteklerini/namuslarını çok temiz tutan insanlar!"
83. Biz de onu ve ailesini kurtardık, ancak hanımı, kalıp yere geçenlerden oldu.
84. Ve üzerlerine bir azap yağmuru yağdırdık. İşte bak suçluların sonu nasıl oldu.
Beyân meselelerine bir örnek olmak üzere de Hak Teâlâ'nm birliğini, yaratıcılığını, kudret ve azametini ifade eden şu âyetlere bir bakalım:
وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
"Ben, niçin benim fıtratımı belirleyene kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döndürüleceksiniz." (yasin/22)
(saffat/4,5)
(4)اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ
Kuşkusuz ilahınız elbette Bir Tek'tir.
(5) رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ
Göklerin, yerin ve ikisinin arasında olanların Rabb'idir. Ve doğuların Rabb'idir.
(83) فَسُبْحَانَ الَّذ۪ي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
O, çok yüce ve çok üstündür. Her şeyin mülkü ve egemenliği O'nun elindedir. Ve O'na döndürüleceksiniz. (yasin/83)
(67) وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۗ وَالْاَرْضُ جَم۪يعاً قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَم۪ينِه۪ۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
Allah'ı hakkıyla takdir etmediler. Yeryüzü, kıyamet günü tamamıyla O'nun avucundadır. Gökler de O'nun sağ eliyle dürülmüş olacaktır. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve çok yücedir. (zümer/67)
Görülüyor ki bu mübarek âyetler, bir yüce gerçeği renkli üslupla ne kadar parlak, ne kadar etkili ve çekici bir biçimde açıklıyor.