İngiltere 18. yüzyıldan itibaren toplumsal yapısını değiştirerek dış dünyaya açık bir konum elde etti. Bunu yaparken de kullandığı araç di­ğerlerinin dillerini öğrenmek oldu. Bu konuda gösterilen çaba başarıyla sonuçlandı. Toplum içerisindeki bireylerin birkaç farklı dili aktif olarak kullanabiliyor olması önemli bir üstünlük sağladı. İngiltere'deki bu ta­vır, İngilizceyi zayıflatmamış, tam tersine onu bir dünya dili haline ge­tirmiştir. 19. yüzyıl İngiltere'sinin klasik eğitiminde öğrencilerin farklı dilleri öğrenmeleri çok önemliydi. Latince ve Grekçe mutlaka öğretili­yordu. Bu iki dile ek olarak Fransızca ve Almanca gibi dönemin önemli dillerinin de öğrenilmesi teşvik ediliyordu. Gertrude Bell de bu dilleri gittiği okullarda öğrenmiştir. Mezun olduğunda Latince, Grekçe, Al­manca ve Fransızca biliyordu. Bunlardan başka İtalyancayı da okulda öğrenmeye başladığını 1 Aralık 1 889'da annesine yazdığı mektuptan öğreniyoruz. Mektubunda İtalyancasının gittikçe gelişme gösterdiğini, kendisine Cassell's Italian Dictionary'sini göndermesini istiyordu.
Sayfa 54·Kitabı okuyor
“BİR TEK SİZİ SEVDİM, ONCA ŞEY ARASINDAN” “ENKAZ ALTINDAKİLER- 482, 533, 889, 747, 356”
Sayfa 317·Kitabı okudu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Guernica Katliamı
O gün Guernica'nın pazarıydı ve köyde mallarını satmak için yakın yerlerden gelen olağanüstü bir kalabalık vardı. Üç saat sonra Franco'nun yardım istemesi üzerine Hitler'in gönderdiği hava filosuna ait son uçağı da gökyüzünde görünmez olduğunda, Guernica'nın harabelerinde 1654 ölü ve 889 yaralı yataktaydım. Bu küçük topluluğun tümden yok edilmesi, günün birinde Hiroşima'ya tek varacak olan uzun ve hazin bir yol açmıştır.
Sayfa 124 - Payel·Kitabı okudu
Alıntı
Tatarlar Sürgün Ediliyor*
“Tüm Kırım Tatarları Almanlarla işbirliği yapmaktan suçlu ilan edilmişti. Vatan haini olma suçuyla sürgün edilmelerine Stalin’in emriyle karar verilmişti. Hüsniye Abay atılıyor: ‘Benim eşim Sovyet ordusunda savaşta. Siz nasıl böyle bir şey yaparsınız? Siz nasıl sizinle beraber savaşan birisinin ailesini Almanlarla birlik olmakla, vatana ihanetle suçlarsınız!? Aklınızı mı kaçırdınız siz?’ İri yarı olan Sovyet askeri cevaplıyor: ‘Emri duydunuz. Bütün Kırım Tatarları, diyor emirde. Hepiniz sürüleceksiniz. Savaşta bulunan yakınlarınız sonra sizin yanınıza gönderilecekler. Şimdi size 15 dakika mühlet. Eşyalarınızı toparlayın. Her biriniz yanınıza 3 kilo malzeme alabilirsiniz, daha fazla değil. Çabuk olun! Kimseyi görmeniz mümkün değil. Emri size okudum, en kısa sürede sizi istasyonlara ulaştırmamız gerek. Karşı koyanları vurmak üzere emir aldık.’ Ben o sırada kitaplarımı çantama sokmaya çalışıyorum… Kırım’ı yeniden kontrol altına alan Sovyetler, Stalin’in emri ile Kırım’da yaşayan Tatarların tümünü vagonlara bindirip doğuya sürgün etmişlerdi. İstisna yoktu. Sovyetler için savaşanlar, hatta kahramanlık madalyası alanlar bile sürülmüştü.” (Sürgünde yol boyunca 7.889 Kırım Türkünün öldüğü belirtilmektedir).
Sayfa 110 - *18 Mayıs 1944 tarihinde 188.626 Kırım Tatarı sürgün edilmiştir (1950’lerde raporlanan resmî rakamlara göre). Bu sürgün, dünya kamuoyundan uzun süre saklanmıştır·Kitabı okudu
Alıntı
“20 Rebiülevvel 888* salı günü Edirne'de yangın olup bütün Bitpazarı, Tahtelkale, Bedesten ve tekmil çarşı yandı. 26 Rebiülâhır 888** pazartesi günü Sultan Bayazıd, Edirne'deki imâretin ve hastahanenin temelini kendi eliyle attı. Edirne'den çıkıp büyük ordu ile Karabuğdan'a varıp Kili Hisarı'nı ve Elini fethetti. Oradan varıp Akkerman Hisarı'nı fethetti. Deşt Ülkesi’nden, Murtaza Han derler bir Tatar Beği kalabalık Tatarlar ile geldi Akkerman ile Kili arasında oturdu. Hicretin 889'unda tekrar kendi ülkesine gitti.” *30 Nisan 1483 **2 Haziran 1483
Sayfa 131·Kitabı okudu
Edvard Munch'un 1 889 tarihli Ölüm ve Çocuk başlıklı bir tablosu var. Ona yıllar önce Bremen'de bir müzede rastladım. Sarışın, beş-altı yaşlrƒndaki bir çocuk, yüzünü bize, sırtını ise üzerinde annesinin can çekiştiği (ya da çoktan öldüğü) yatağa dönmüş duruyor. Munch'un annesi vefat ettiğinde kendisi de beş yaşındaymış. Çocuğun kocaman açtığı mavi gözleri korku ve çaresizlikle bakıyor. Ama beni tablonun önünde uzun süre tutan şey farklıydı: Çocuk kulaklarını elleriyle sımsıkı kapatmıştı. Hiçbir şey duymak istemiyorum, bana hiçbir şey söylemeyin! (Tüm figürü Çığlık'ı, dört yıl sonra ortaya çıkacak o ünlü tabloyu anımsatı­yor. Çığlık şimdilik sadece bedende, birikiyor, bir çıkış yolu henüz yok, dehşet sessiz.)