neydi bu güç?
kitaplar bilgi, erdem, değer yargısı, dünya görüşü gibi çok farklı şeyleri kazandırıyor insana. bilinmeyen şeyleri öğrenmek keyifli, tamamen yeni meseleler ve bakış tarzlarıyla karşılaşmak heyecan verici geliyor. fakat bunlardan çok daha önemli şeyler, büyük bir güç olmalı diye düşünüyordum. kitaplarda birçok insanın duyguları tasvir edilir. sıkıntı çeken insanlar, üzüntü çekenler, sevinç yaşayanlar... böyle insanların öyküsüne ve sözlerine temas ederek kendimizi onlarla birlikte hissetmek yoluyla, başka insanların yüreklerini öğrenebiliriz. yakınımızdaki insanlarla sınırlı kalmayıp, tamamen farklı bir dünyada yaşayan insanların yüreklerini bile kitaplar aracılığıyla hissedebiliriz. kitapların gücünün ne olduğunu aramaya devam edip, birçok düşünce arasında bunalarak da olsa, son zamanlarda biraz olsun yanıta benzer bir şeye ulaştığımı sanıyorum: kitaplar belki de bir insana düşünen yüreğin nasıl olacağını öğretir diye. bir insanı düşünen yürek... bunu öğreten gücün kitapların gücü olduğunu düşünüyorum. bu güç insanı cesaretlendirip ayakta tutuyor. eğer unutmak üzereysen sesimi yükselterek söyleyeyim: insanı düşünen yürek! işte bu kitapların gücüdür!
kitap okumak dağa tırmanmaya benzer.
okumak yalnızca keyif almak, heyecan duymak değildi. bazen her satırı inceler, aynı metin içerisinde gidiş gelişler yaparak tekrar tekrar okur, başını iki elinin arasına alarak ilerleriz. o bunaltıcı süreç sonunda birden görüş alanımız açılır. uzun mu uzun dağ yolunu tırmandıktan sonra tüm manzarayı görebilir hâle gelmek gibi. yol çetin diye, dağdan kaçmamak gerekir. bir adım, bir adım daha diye tırmanmayı sürdürmek de dağ tırmanışının en keyifli yanıydı belki. madem tırmanacağız, yüksek olan dağa tırmanalım ki, manzarayı görebilelim.
çok sayıda kitap okumak iyiydi.