" Kader, iyileşmek bilmeyen bir kalbi sarsmak için her zaman aniden gelen şiddetli bir darbenin güçlü etkisine ihtiyaç duymaz. Kaderin önüne geçilemeyen yaratıcılığı, kısacık süren küçük bir olaydan bile bir felaket yaratabilir."
Bu cümlelerle başlıyor Zweig Bir Kalbin Çöküşü'ne ve kitabı bitirince ne demek istediğini daha iyi anlıyorsunuz. Zweig'ın kalemini bu kadar sevmemin en büyük sebebi yazılanları ana karakterin ağzından okumuyor, onunla birlikte yaşıyor olmam.
Bedeninde hissettiği ağrıyı dindirebilmek için kalktığı yatağından, şahit olacağı o kısacık olayın kendi felaketi olacağını bilseydi yine de kalkar mıydı, kim bilir..
Baba karakteri, Dostoyevski'nin Yeraltı Adamı'nı hatırlattı bana. Bedeni orada olsa bile varlığı etrafindakiler tarafindan yok sayılan, içinde yaşadıklarını başkalarına yansıtmayan/yansıtamayan, varlığını kanıtlamaya çalıştıkça kendi içinde yok olan bu iki karakter aynı yalnızlık içinde boğuluyor.
Kalbe dokunan bir cümleyle son buluyor yüreğinin acısı.
" Ve doktor yaşlı adamın kalbini kontrol ettiğinde kalbi artık onu incitmeyi çoktan bırakmıştı."
Fakat geriye okurun hüznü kalıyor..
Bir Kalbin ÇöküşüStefan Zweig · Maviçatı Yayınları · 201920,5bin okunma
Ne için yaşadığınızı bilmediğiniz zaman, öylesine günlük yaşayıp gidersiniz. Gün bitip gece çökünce memnun olup uykuya dalarken bugün neden yaşadığınızı ve ertesi günü neden yaşayacağınız sorusunu aklınıza bile getirmezsiniz.