Ne kadar görüyüz? Zihnime bu sözleri kazıyan ve
Okurken tek bir duyguya bağlı kalmadan okuduğum nadir bir kitaptı.
Daha kitabın ilk yapraklarında, arabadaki adam kör olunca şunları düşündüğümü hatırlıyorum. “aha başlıyoruz kör bir insanın hayatını anlatan Bir kitap” ilgimi çekmiyor değildi, sadece alışık olmadığım türden yazım tarzı ve doğrusu beni yeterince şaşırtmamış oluşu, az çok sıkıcı olacağını hissettiriyordu.
Oysa biraz daha ilerleyince, her bir satıra özenle yerleştirdiği sözlerine hayran kaldığım yazarı tanımaya başladım.
ortalara doğru, yine düşüncelerim değişmişti..
Özellikle kadınların başına gelen kötü olayda; kitabı, doktorun karısını, doktoru, hatta hayran kaldığım yazarı bile yargılamaya başladım.
Bana göre bu olmamalıydı. doktorun karısı makası görür görmez, o adamı öldürmeliydi. Olacakların bilincinde olduğu halde yaşanmasına göz yumması, kabul edilir bir şey değildi.
“Öldür” diyordum her bir yaprağı çevirirken “cesaretsiz artık öldür şunu! ben olsam çoktan yapmıştım” diye haykırıyordum sinirle. sessiz kalanlarada kızıyordum. En çokta doktora, karısının bunları yaşamasına razı olması.. katlanamıyordum, sevginin buna izin vermesini kabul etmek istemiyordum.
Bir ara pişman bile olduğumu sandım okuduğum için.
ama sayfalar ilerledikçe, kadın o adamı öldürdünde, içimde bir yerlerde şu sözcükleri işitir oldum “bazen bir dehşetten kaçmak için gereken cesareti o dehşeti yaşayarak toplarsın.” Sonra daha sakin bir ruh ve hafif bir merakla okumaya devam ettim.
sevdim, okudukça daha çok sevdim.
insanı, yaşamı, zorluğu, görmeyi, bir insanın yaşama ısrarını ve daha bir çok şeyi okadar farklı bir çerçeveden izledim ki, çerçevenin ardını göremediğim anlar oldu.
Kör olduğuma inandığım anlar.
Bağzende satırlar dile geliyordu.. cevabı üzerinde çok düşündüğüm ”ne