Eskiler “ Kendini ve düşmanını bilirsen, yüz kere savaşsan da neticeden korkmana gerek olmaz. “ derler. Şayet kendinizi bilip düşmanınızı bilmezseniz, kazandığınız her zafer için bir kere de mağlup olursunuz. Şayet ne düşmanınızı ne kendinizi bilirseniz, her savaşta perişan olursunuz.
Nana, Meryem’i doğurduğu günü anlatırken, yardımına hiç kimsenin gelmediğini söylerdi. Gri yağmurlu bir günde doğmuştu. Kimse bir doktor veya ebe çağırma zahmetinde bulunmamıştı.
Kulübe’nin zemininde, tek başına yatmıştı; yanında bir bıçakla, tere batmış bedeniyle.
Sancılar arttığında, yastığı ısırıyor, sesi kısılına kadar bağırıyordu. Yine de bir Allah kulu yardım etmemişti.
“ Özür dilerim, Nana.”
“ Özür dilerim..”
Kendi doğum şeklim yüzünden özür dilemenin haksızlığını, buradaki adaletsizliği değerlendirmek hiç aklıma gelmezdi.
Böylesi bir yaşamda mucizeler değil, yalnızca kullanma talimatları, doldurulacak başvuru formları ve kurallar var. Özgürlükten ve sorumluluktan korkuluyor. O nedenle insanlar, kendi yaptıkları parmaklıkların ardında boğulmayı yeğliyorlar.