Doğrusunu söylemek gerekirse , çocuğun annesi ve babasının sağ olmasına ve evde bunlardan başka birçok halaların , teyzelerin , dayıların ve amcaların bulunmasına karşın , çocuk bir yetim gibi büyümektedir.
Anneler çamaşır ve bulaşık yıkamak,tahta silmek,temizlik yapmak ve yemek pişirmekle uğraşırlar. Babalar da memurluk , tiacret , dükkan veya fabrika işleriyle uğraşırlar. Geceleri de geç vakte kadar zamanlarını kahvehanelerde ve kulüplerde oturmak ve iskambil oynamakla geçirirler. Ancak çocuklarıyla hiç ilgilenmezler. Çünkü bunun için zamanları yoktur. Sonra , çocuklarla uğraşmak insanı yoran ve usandıran bir iştir. Bunlar çocuklarıyla konuşmazlar, onların yaşayışlarıyla ilgilenmezler. Serbest zamanlarında çocukkarını okşarlar , onlara şekerlemeler ve oyuncaklar verirler. Bundan sonra da " Haydi bakalım , şimdi bir kenara çekilin , gürültü etmeden kendi kendinize oynayın ." derler. Aslında bunun anlamı şudur; " Başımızdan defolun da , ne isterseniz yapın ama bizi rahatsız etmeyin!" Bu durum karşısında çocuğun aklı, fikri , ruhu işlenmemiş bir tarla gibi kalır. Buraya iyi hiçbir şey ekilmiş olmaz. Ara sıra çocuklara iyilik , doğruluk ve sevgiden bahsedilse bile , bunlar genellikle kuru, taş gibi sert ve çocuğa yabancı sözlerdir.
Haset eden kıskanan, çekememezlikten kurtulamayan adam, en büyük kötülüğü kendine yapmış olur. Oysaki dünyevî güzellik,kuvvet,makam ve servet,kıskanmaya değmez. Çünkü bunların hepsi de gelip geçici şeylerdir. Hasetten kurtulmak isteyen kişi ,kıskandığı şeylerin akıbetini düşünmelidir. Bugün o nimetlere sahip olan, yarın onlarıkaybedebilir ya da öbür gün onları terk edip ahirete gidebilir. Bir gün, o kıskandığı şeyler, hiç kimsenin olmayacaktır.