Kitabı okuduğum süre boyunca zihnimden çok fazla düşünce geçti ve özellikle günümüzle çok bağdaştırarak okudum. Hatırladığım kadarıyla yazayım birkaç şey. Spoiler içerir!
Göç sanırım ilk olarak dikkatimi çeken şeydi. Her şeylerini geride bırakıp, başka insanlarla birlikte, bilmediğin bir yere, bilmediğin kişilerle gidiyorsun. Aracı kişiye ne kadar güvenebilirsin, seni yarı yolda bırakmayacağına nasıl emin olabilirsin. En önemlisi kaçtığın yerde seni kabul edecekler mi, hayatın eskisi gibi mi olacak, daha kötü mü yoksa daha mı iyi? Neler düşünür ki insan o anda? Bilmediğin yerlere giderken bir tırda, botta, tankerde veya arabada..
Daha sonra aklıma şey geldi. Öylece mutlu mesut yaşayıp giderken ülkelerinde, neden terk etmek zorunda kaldılar ki orayı? Durup düşündüm. Şu an bir hayatım var, güzel memleketimde yaşayıp gidiyorum sonra birileri geliyor, sokaklarda bombalar patlıyor, her yer kan ve ceset. Elimde kalan son parayla kaçmaya çalışıyorum, parası olmayanlar peki..? Onlar kalıp ölüyorlar. Peki ben neden bunları yaşamak zorundayım? Uzakta birilerinin canı sıkıldı diye mi, yoksa o ülke senin bu ülke benim konusunda anlaşamadıkları için mi? Şu an birçok ülke bu durumda maalesef. Birilerinin oyun oynayıp dağıttığı mekanlar..
Gururu gördüm.. Baba'nın iş bulduğu ilk gün yardımı geri götürmesinde. Ve gurursuz, gözü asla doymayan insanları gördüm.. Ev alsa bile hâlâ yardımla geçinen, başkalarının hakkını yiyenlerde. Müslüman olduğunu söyleyen ancak İslam'ın yasakladığı kul hakkını yiyen, haksızlık yapan, yalan söyleyen kişiler gördüm.. Hem o zamanda hem de günümüzde. İnsanlığın bitmeyen bitki örtüsü.
Bağışlayıcılığı gördüm sonra.. Kızının onca hakaret ve isyanına rağmen diğerleri gibi yapmayıp onu affeden, hatasına rağmen yanına alan, pişmanlık nedir bilen, yüreği olan