Bütün bu teistler İlahlarını, sevgi ve iyiliğin tanrısı olarak resmetmediler mi? Yine de binlerce yıldır verilegelen bu tip vaizlerin ardından, tanrılar hâlâ insan ırkının can çekişmesine sağır kalıyorlar. Konfüçyüs, Çin halkının yoksulluğu, bakımsızlığı ve sefaletiyle ilgilenmez. Buddha, Hinduları kavuran kıtlık ve açlıktan rahatsız olmadan felsefi kayıtsızlığı içinde yaşar; Jahve, İsraillilerin acı haykırışlarına sağırdır; İsa’ysa birbirlerini boğazlayan Hıristiyanlar karşısında ölümden dirilmeyi reddeder.
Otorite ve kurumsal hâkimiyet, hurafe, mit, hile, kaytarma ve itaatten beslenir. Kişinin bu tür kuramlara başkaldırmadan itaat edebileceği okullarda, kilisede ve evde öğretilir. Bu, cemaatlerin de dâhil olduğu, tarihin evriminin bir parçası olarak bir tür heves kırma ve kişisellikleri zedeleme sürecidir. Sahte aydınlanma çağındaki her dürüst ve bağımsız zihin bu süreçle gayretli bir mücadele vermelidir.
Bütün ruhumla iyi bir insan olmayı arzuluyordum.Ama iyi bir insan olmanın peşinde koşmak için çok genç, tutkulu ve yalnız, yapayalnızdım. Bu samimi arzumu, yani ahlaki bakımdan iyi insan olma arzumu her dile getirişimde aşağılanma ve alayla karşılaştım. Ne zaman adi ihtiraslara teslim oldum, o zaman insanlar beni övdüler ve teşvik ettiler.
Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir. İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın, sürüye uyma içgüdün, aşka, şana şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür; bunların hepsi sadece yalnızlıktan beslenir. Yalnız yaşayamıyorsan doğuştan kölesin denektir.