Kırkına yaklaşmış, tombulca bir hanım. Kuaförden yeni çıkmış kabarık, spreyli saçları, envai renkle boyanmış ve âdeta aslını, hususiyetini kaybetmiş makyajlı yüzü, yaşıyla ve tipiyle mütenasip düşmeyen elbisesi içinde, elinde dudağının boyasından kırmızıya boyanmış sigarası ile gurur ve azametle konuşuyor:
"Namaz kılmışım, oruç tutmuşum, örtülü giyinmişim... Kalbim temiz olmadıktan sonra ne işe yarar bunlar? Aah.. ah şekerim, tanıdığım abdestli namazlı bütün Müslümanlar, bir ayakları üstünde kırk yalan söyler, onun bunun hakkını yerler. Bunlar yakışır mı Müslümanlığa? Ben her şeyden önce kalb temizliğine bakarım. Onlar gibi yatıp kalkıp, adam kandırmaktan hoşlanmam."!
Ben işi çok zaman yaptığım gibi kısmen şakaya dökerek:
"Hanımefendi," dedim, "Şu, deminden beri bahsettiğiniz kalb temizliğinin formülünü bize de verir misiniz? Sabunla mı, yoksa deterjanla mi, hangi temizlik malzemesiyle temizliyorsunuz kalbinizi? Allah'ın (c.c.) emirlerini yerine getirmediğini, kulluk vazifenizi deruhte etmediğiniz gibi, bu emirlere riayet eden temiz Müslümanları da karalamak suretiyle kendinizi temize çıkarmak istiyorsunuz, Sorarım size bu mudur sizin kalp temizliğiniz? "Bunlar yakışır mı Müslümanlığa?” dediğinize göre, Müslümanlığın yüksekliğini ve güzelliğini itiraf etmiş kabul etmiş sayılırsınız. Peki, onların Müslümanlığını beğenmediğinize, "Böyle Müslümanlık olmaz." diyerek tenkit ettiğinize göre, tenkit ettiğiniz bu hususlardan içtinap etmek suretiyle gerçek Müslümanlığı siz tatbik etseniz ya?