Kimi Avrupalılar, bugün Avrupa Birliği’nin kapılarını zorlayan Türklere hâlâ Cengiz’in torunları diye bakarken, kimi Türkler de Cengiz’in Avrupa’yı dize getirmesine hasretle bakıyor.
Kendimizi sorgulamakla varacağımız yer, sanıldığı gibi aynada çirkin yüzümüzle yüzleşmek değil. Belki de ondan korktuğumuz için sorgulamıyoruz kendimizi…
Avazım çıktığı kadar haykıracağım
Dağlar taşlar yıkanacak göz yaşlarımda
Beni onlar anlayacak derken...
Ben sen anla diyordum aslında.
Baktın öylece... Anlayamadın...
Teselli edecek sözler aradın
Çığlığı duyamadın
Suskun olduğum günlerde yüreğimin neden buz tuttuğunu düşünmedin hiç!
Girip göz bebeklerinden bana bakmaya zaman mı yoktu, yürek mi ?
Bilmiyorum ...
Ben beni anlatmaya yetmedim biliyorum
Seni anladım mı yeteri kadar
şimdi düşünüyorum...
Sar beni
Üşüyorum...
Bir çocuk… O kadar değersiz ki kitabın başlangıcından bitimine kadar hiç ismi geçmeyen, bir ismin bile çok görüldüğü bir çocuk… “Deve, Kurt, Eyer ve Tank” isimlerini verdiği kayalarıyla konuşacak kadar yalnız yapayalnız bir çocuk… Balık adam olup babasıyla konuşacağını hayal edip Isık Gölü’ne kendini bırakıp sonsuzluğa yolcu olan bir çocuk… Adsız, yalnız, mutsuz… Mutlu bir son beklemiyordum evet ama neden ağladım? Mümin Dede’ye mi, anne ve babasız büyüyen adsız çocuğa mı ? Ölüm mü beni ağlatan ? Dipsiz kuyu gibi içine çeken yalnızlığa mı?
İçinizde iyileştiremediğiniz bir çocuk varsa hazırlayın mendilleri..!
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,5bin okunma