Bilmem söyledin mi? Görmeyi öğreniyorum. Evet, başlıyorum. Henüz beceremiyorum. Ama elden geldiğince, zamandan yararlanmak istiyorum. Örneğin de çok insan gücü varmış hiç farkına varmamışım. Bir sürü insan var, fakat yüzler daha da fazla; çünkü her insanın birkaç tane taşıyanlar var; tabii eskir buyurur, kirlenmiş, kıvrımlarından açılır, yolculukta giyilen eldivenler gibi bollaşır. Tutumlu, basit kimselerdir bugün gulaş; üzerini değiştirmez, temizlemeye bile vermezler. Neyse vermiş derler ve kim onlara bunun aksini kanıtlayabilir? Şimdi madem bir çok yüzleri var, ötekilerini ne yaparlar sorusu gelir akla. Saklarlar. Çocukları kullansın. Ama bu yüzleri, köpeklerinin de takılıp sokağa çıktıları olur. Neden olmasın? Yüz yüzdür.
Görmeyi öğreniyorum. Bilmiyorum neden, her şey içimde daha derinlere işliyor, herzamankinden daha derinlere. Bir iç dünyan varmış da bilmezmişim. Her şey şimdi oraya gidiyor. Orada neler oldu bittiğini bilmiyorum.
Sen durursan ve zaman yürürse ölüyordun, sen yürürsen ve zaman durursa deliriyordun;her değişim bir duruşla mümkündü,
bütün keskin değişimler bir duruşla gerçekleşiyordu; hiçbir şey durmasa, hiçbir şey değişmeyecekti, her şey hep birlikte hiç durmadan ve hiç değişmeden akıp gidecekti.
Vurulan olmak, vuruyor olmaktan daha güzel, çok daha güzel.
Basılmış, ezilmiş de olsan, bir papatya gibi yaşamak kararındasın, ezilmiş, yaralı bir papatya.