Günlük hayatta sıkça duyduğumuz, sıradanlığa alışmış insanların kurduğu bir cümle vardır: "Bana öyle kitabi konuşma!"
Biz ise tam tersini söylüyoruz: Lütfen bizimle kitabî konuşun.
Platformumuza adını veren bu kelime, Arapça kökenli Kitabî'den geliyor. Anlamı: Kitaba ait olan, kitaba bağlı kalan, hayatı ve meseleleri kitapların derinliğiyle ele alan kişi.
Biz bu kadim kelimenin içindeki o sessiz harfe küçük bir modern dokunuş yaptık ve Kitapi'yi kurduk. Çünkü sosyal medyanın gürültüsünden, "okunur, güzeldi" şeklindeki o sığ ve tüketim odaklı yorumlardan çok yorulduk.
Sadece hayatı "kitabî" yaşayanların bir araya geldiği; elit, gürültüsüz bir dijital dünya ve anonim sosyalleşme platformu inşa ediyoruz.
Eğer sen de onlardan biriysen; ilk 100 kişiye özel "Kurucu Üye" (Premium hediyeli, ve kurucu üye rozetli) bekleme listemizde yerin hazır. Katılmak için tarayıcın üzerinden kitapi.social adresine girebilir ve telefon numaran gözükmeyecek şekilde telegram grubuna katılabilirsin t.me/kitaponerisikitapi
Gel, birlikte kitabî konuşalım ✨🕊️
Okuduğumuz kitaplar, her okurda farklı etki gösterebilir, farklı sonuçlar doğurabilir. Kimi, polisiye okurken dedektifin özel hayatına daha çok ilgi gösterir, kimi de polisiye yönüne. Hepimiz karakterleri farklı hayal edebilir, kimimiz kurguyu daha etkili bulabiliriz. Ama her okur kitabın akıcılığıyla, kendine özgü kurgusuyla ve gereksiz detaylarla hemfikir olur diye düşünüyorum. Fakat bir kitabı ünlü bir yazar yazmışsa işler değişir işte. Olsun, tüm bunları görmezden geleyim, ne de olsa ünlü birinin kaleminden dökülmüş bu cümleler denilerek, beğenmediği halde beğendim diyen okurların varlığını da kabul etmeliyiz. Ben bundan sebep ünlü bir yazarın kitabına yapılan yorumları hiç kale almıyorum. Çok güvendiğim kitap arkadaşları hariç tabii. En çok bu hata Ahmet Ümit'in kitaplarına yapılıyor. Jean-Christophe Grangé, Stephen King gibi dünyaca ünlü yazarlara da...
"Yırtıcı Kuşlar Zamanı" Ahmet Ümit'in şimdiye dek okuduğum kitaplar arasında en kötüsüydü diyebilirim.
1- Kitapta iki farklı olay birbirine paralel ilerliyor fakat her iki olaydaki gelişmeler okuru ikna edecek düzeyde değil.
2- Psikojenik Füg diye bir hastalık var. Travmatik olaylar karşısında beynin geçirdiği unutma nöbeti. Beyin kendini kapatıyor, bazı kötü anıları hatırlamak istemiyor. Kitapta bu hastalıkla boğuşan Komiser Nevzat'ın düşüncelerini okuyoruz fakat kitabın 250 sayfası bu düşüncelerle dolu. Bir yerden sonra yeterr diye çığlık atasım geldi yalan yok.
3- Tekrarlar, rüyalar, tekrarlar yine tekrarlar. 440 sayfanın en az 250 sayfası inanın geçmişe dair düşüncelerle ve kurguyu hiçbir katkısı olmayan sohbetlerle dolu.
4- Okuru alıp sürükleyecek bir anlatıma sahip olmadığı gibi, polisiye yönüyle zayıf bir kurguya sahip. Daha çok psikoloji ağırlıklı bir roman.
5- Tümü detaylardan oluşan kitabın finali