“hayır, neriman, seni sevmiyorum, senin öldüğünü istiyorum. sen onu benden alıyorsun, seni ve herkesi onu kaybetmemek için ezerim. bu çocuk, bu yeşil gözlü çocuk artık yanımdan çekilsin babacığım. onu niçin getirdiniz? o niçin kalbimi bile küçük elleri, kalın parmaklarıyla açıp giriyor, her şeyimi alıyor, bebeklerimi kırıyor, şekerlerimi yiyor. şimdi, şimdi de refik cemal’i alıyor. almayacak, refik cemal’i kimse almayacak babacığım. çünkü onu benim kadar kimse sevmemiştir. görmüyor musun babacığım? ne kadar pahalı aldım onu ben! bana onu nasıl müthiş ve ebedi bir yük mukabilinde verdiler. yüzüme, ruhuma ebedî bir yahuda nikabı geçirdiler.”
“bu soğuk ve ıssız harabede hâlâ bir hayal gibi dolaştığımı bile istemiyorsun ey müntakim kudret. fakat ben, başım ne kadar yerlere düşmüş, ayaklarım nasıl üryan, nasıl sıcak küllerle yanmış. arkamda siyah bir matem örtüsünden başka bir şey yok. arada mabetlerimin en sevgili köşelerinden kalan bir avuç kül önünde diz çöküp inliyorum. onları perişan saçlarımla toplayıp alnımla secde ediyorum. evet, bu yıktığın mabetleri hâlâ bugün soğuyan ruhumla seviyorum.”