“evladım, senin hayret verici, olağanüstü bir yeteneğin var. sen yeşil parmaklısın!” dedi.
“yeşil mi?” diyebildi tistu. şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı…
“elbette, elbette yeşil değiller. bu sözünü ettiğim yeşili gözlerinle göremezsin. yeşil parmak dediğin şey görülmez,” dedi bay posbıyık. “her şey derinin altındadır; buna gizli yetenek denir. varlığı da ancak bir uzman tarafından keşfedilebilir…”
“kaygının türlü türlü becerileri vardır; kendini göstermenin bir yolunu mutlaka bulur. bu kez de gidip fabrikada çalan korkunç düdüpe yerleşti. evde kim var kim yoksa bu korkunç düdüğün şöyle bağırdığını işitti:
‘tistu, öbür çocuklara benzemiyoooorrr! tistu, öbür çocuklara benzemiyoooorrr!’ “
“kaygı, uyandığınızda göğsünüzü sıkıştıran ve bütün gün oraya takılıp kalan kederli bir duygudur. kaygı, odalara girmek için her yolu dener; rüzgârla birlikte yapraklar arasında uçuşur. kuş seslerinin tepesinde dolaşır, kapı zillerinin telleri boyunca koşturur durur.
o sabah mirepoil kentinde kaygı şu cümlenin içine sızmıştı, ‘öbür çocuklara benzemiyor.’ “
“nasıl ki insanlığın ilk çağları üretim tipine bağlı olarak taş devri, bronz çağı diye adlandırılmışsa bizim dönemimiz de sahtecilik çağı diye adlandırılabilir pekâlâ.”