“o sırada, tam o kargaşanın ortasında zihninde bir düşünce çaktı. bu korkunç, kahredici düşünce, koğuşta yatan hastalarla ilgiliydi. nasıl olmuştu da o, yirmi yıldan uzun bir süre yanlarında yaşadığı halde onların neler çektiğini anlamamış, anlamak istememişti? evet, anlamamıştı çünkü o zamana değin, acı nedir bilmiyordu, böyle bir şey tatmamıştı; öyleyse suçlu sayılmazdı. ancak nikita’nın yumrukları kadar acımasız, ödün vermeyen vicdanının sesini duyunca ense kökünden topuklarına dek ürperdi. kendine lanet üstüne lanet yağdırdı.”