*Ramazan ayının ilk imtihanı hilal meselesidir Allahu a‘lem.*
Daha oruç başlamadan kalpler imtihana girer.
Hilal görüldü mü, görülmedi mi?
Hesap mı esas, ru’yet mi esas?
Şu ülke mi doğru, bu cemaat mi isabetli? Herkes kendi beldesine göre mi hareket eder, yoksa bir beldenin ru'yeti bağlayıcı mı?
Fakat asıl soru şudur:
Kim bu meselede aşırıya gidip muhalifine kin besliyor?
Kim, kendi görüşünü dinin kendisi gibi sunuyor?
Kim, ihtilafı rahmete çevirmek yerine husumete dönüştürüyor?
Ve kim de bunu fıkhî bir ihtilaf olarak görüp kalbini muhafaza ediyor?
Unutmayalım ki hilal meselesi bugün ortaya çıkmış bir tartışma değildir. Asr-ı Saadet’te dahi farklı bölgelerde farklı ru’yetler olmuştur. Nitekim sahabî Abdullah b. Abbas ile Şam’da bulunan Muaviye b. Ebu Sufyan arasında bu konuda uygulama farklılığı yaşanmış, fakat bu durum kardeşliğe zarar vermemiştir. Çünkü onlar meseleyi usûl çerçevesinde değerlendirmiş, nefis çerçevesinde değil.
Ramazan kalbi terbiye etme ayıdır.
Hilal tartışmasında öfkesine yenilen biri, daha ilk günden kaybetmeye başlamış olabilir.
Oruç, sadece mideyi değil dili de tutmaktır.
Sadece lokmayı değil kini de terk etmektir.
Sadece suyu değil, suizanı da bırakmaktır.
Eğer hilal bizi kardeşimizden uzaklaştırıyorsa,
demek ki asıl problem gökteki ay değil, kalpteki karanlıktır.
Ramazan’ın ilk imtihanı belki de şudur:
Haklı olsan bile yumuşak kalabilecek misin?