Abstractist

Vehim
İnsan, hayal ve düşüncelerinin toplamıdır. Ancak insanı kendi ruhunu yok etmeye sürükleyen şey 'yeis'tir. İnsanları canlandıran emel, öldüren ise yeistir. Yeis, her türlü gelişmenin engelidir. 'Neme lazım, başkası düşünsün' anlayışı istibdadın bir mirasıdır. Sıkıntı, sefaletin öğretmenidir. Yeis, düşüncelerin dalaleti ve kalbin karanlığı ile ruh sıkıntısının kaynağıdır. Güzel gören, güzel düşünür; güzel düşünen ise hayatından lezzet felsefesiyle tavsiye ederim. Gerçekten vehim zor bir süreçtir. Sen nereye gidersen o seninle gelir. Bazen de kafanı vücudundan ayırmak istersin ama bu mümkün olmaz. Hani dedik ya insan ‘hayal ve düşüncelerinin toplamıdır’ diye; bazen seni öyle yerlere sürükler ki, sanki dağın tepesinden kendini aşağı bırakıyormuşsun gibi olur ve hiç bitmeyen bir düşüş yaşarsın. Yapacağın işlere engel olur. Yalnızken, hiçbir şey yaşamamış olsan bile duygusal bir kırgınlık hissedersin. Asıl mesele, senin hiç yaşamadığın şeylerin zihninde ortaya çıkması ve olayları karamsar bir şekilde algılamandır. Günümüzde artık mutsuzluk, insan yaşamının mutluluk portresi haline gelmiştir. Evet, kolay bir süreçten geçmiyoruz; katliamlarla, çocuk cinayetleriyle ve türlü türlü kan donduran olaylarla karşılaşıyoruz. Ruhumuz ve hücrelerimiz etkileniyor. Ancak, hem kendi sağlığımız hem de insanlara, öğrencilere ve diğerlerine örnek olabilmek için ümitsizliğe kapılmamalı, pozitif düşünebilmeli ve işlerimize odaklanabilmeliyiz. Belki benim şu an o gücüm yok, ama toplum için yeniden inşa etmek hepimizin yararına olacaktır.
Duygu ve Düşünce
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Kıymet
"değersiz hissettiğin hiçbir yerde, kendi değerini ispatlamak zorunda değilsiniz." Elmas kendini göstermek için ışık dilemez, pırlanta parlaklığını ispata kalkışmaz, yakut kızıl hüviyetini beyan eylemek için çırpınmaz. Zira cevherin kıymetini sarraf bilir ancak...
Duygu ve Düşünce
Yer ve Gök
Soru: "(Yer ve gök) ikisi de isteyerek geldik dediler" ayetinin mânâsı nedir? Cevap: Burada her ikisi de hakikî mânâda "isteyerek geldik" demişlerdir. Allah’ın ezelde mütekellim olduğuna delâlet eden bir başka ayet şu şekilde söyler: Şayet Allah, kelâm sıfatıyla nitelenmesinde bir sakınca bulunmadığı halde ezelde mütekellim olmasaydı, kelâmın zıddı kabul edilen bazı eksikliklerle nitelenirdi. Yine kelâmın zıddıyla ezelde nitelenmiş olması durumunda, kelâmın zıddı ezelî olurdu. Kelâmın zıddının kadîm olması hâlinde ise Allah’ın kendisiyle nitelenmiş olduğu bu zıt vasfın (konuşma özrü) ortadan kalkıp Allah’ın mütekellim sıfatını elde etmesi imkânsız olurdu. Çünkü kadîm olanın sonradan meydana gelmesinin imkânsız oluşu gibi, varlığını yitirmesi de mümkün değildir. Aynı şekilde Cenâb-ı Hak ezelde mütekellim olmasaydı, O’nun herhangi bir açıdan söz söyleyen, emreden ve nehyeden gibi vasıflarla nitelendirilmemesi gerekirdi. Bu hüküm hem bize hem de muarızlarımıza göre geç Kaynak: Fussilet 41/11
Din
Ru'yet ve idrak
Soru: "Gözler O'nu idrak edemez" ayeti belli bir zaman dilimine (dünya hayatı) işaret ediyorsa, bu takdirde Cenab-ı Hakk'ın "O'nu ne bir uyuklama tutabilir ne de bir uyku" sözünün de belli bir zamana hasredilmesi gerekmez mi? Cevap: İki durum arasındaki temel fark şudur: Cenab-ı Hak, bir ayette "gözlerin kendisini göremeyeceği" bir başka ayette ise "yüzlerin kendisine bakacağını" bizlere bildirmiştir. Bu sebeple her iki ayeti birlikte değerlendirmek suretiyle, "yüzlerin Allah'a bakması" ile "gözlerin O'nu görememesi"nin iki farklı zaman diliminde cereyan etmesi gereken hususlar olduğunu sonucuna vardık. Öte yandan Cenab-ı Hak, bizlere bir ayette kendisini uyuklama ve uykunun tuttuğunu, başka bir ayette de tutmadığını bildirmiş değildir. Bu sebeple biz, bunların iki ayrı zaman diliminde gerçekleştiğini ileri sürmek konumunda düşmeyiz. Yine uyku, uyuyan kimsede bulunan ve ondan ilahi mi gideren bir eksiklik (âfet) olduğu halde, rü'yet görülen zâtta arız olan bir eksiklik sayılamaz. Dolayısıyla Allah'ın uykudan tenzîhini gerektiren husus, rü'yet söz konusu olduğunda geçerliliğini yitirmektedir.
Din