İbn Sînâ der ki: "Bilgi, bilinenin sûretinin bilende bulunmasından ibarettir."
"Sûret" kelimesinin bilgiye nispet edilmesinin ancak mecazî bir ifade olabileceği belirtilmiştir.
Fahreddin Râzi "mecaz ile hakikatin" birbirinden ayrılmasının gerekliliği üzerinde durur:
Fahreddin Râzî gerekçe olarak şunu söyler:
Biz dağı ve denizi düşündüğümüzde, eğer zihinde bunlar meydana gelirlerse, bu durum zihinde dağ ve denizin bizzat var olduğu anlamına gelir. Ancak, bunların bizzat zihinde bulunmaları mümkün değildir. Eğer zihinde bulunan şey onların kendileri değil de birer sûreti ise, bu durumda bilinen şey, o şeyin kendisi değil yalnızca sûreti olmuş olur. Bu da o şeyin bilinmediği anlamına gelir. Eğer sûret meydana geldiğinde onun yeri zihindir denilecek olursa, bu kez dağın ve denizin zihinde bulunması meselesine geri dönülmüş olur ki, bunun yanlışlığını ortaya koymuş bulunmaktadır.
İbn Sînâ'nın bu tanımının bu gerekçelerle hatalı olduğu ifade edilmekte ve İslam âlimlerinin bu yaklaşımı eleştirilmektedir.
Peki size göre "bilgi" tanımı nedir?