Bence kıyametin en çarpıcı alametlerinden biri olan “ilim azalması” hadisi, günümüzle birebir örtüşüyor.
“Kıyamet yaklaşınca ilim ortadan kalkar, cehalet coğalır"
Bu hadisi ilk okuduğumda teorik gelmişti. Ama şimdi, özellikle yapay zekânın hayatımıza girmesiyle birlikte bu sözün nasıl ete kemiğe büründüğünü net bir şekilde görüyorum. Çünkü artık insanlar öğrenmeye değil, sadece sonuca odaklı. Bilmek değil, hızlıca iş görmek önemli hâle geldi. Derinlemesine anlamak değil, yüzeysel çıktı almak değerli.
Eskiden bir mesele öğrenilmek istendiğinde kitaplar okunur, hocalara gidilir, tartışılırdı. Bugünse “prompt” yazılıyor, 5 saniyede cevap alınıyor. Ama bu cevaplar düşünceyi, zihinsel çabayı, sorgulamayı ortadan kaldırıyor. İnsan artık bilgiyle temas etmiyor, sadece onu tüketiyor. Bu da bana göre ilmin zahiren var olması ama batınen ortadan kalkmasıdır.
Örnek vereyim:
Diyelim ki bir öğrenci Python öğrenmek istiyor. Eskiden döngü nedir, koşul nedir, algoritma nasıl kurulur diye saatlerce araştırır, anlamaya çalışırdı. Şimdi ise “Python ile quiz uygulaması yap” diye yazıyor, sonucu alıyor, geçiyor. Kodun ne yaptığını bilmiyor, ezberlemeden kopyalıyor. Kodu kullanıyor ama kodlamayı öğrenmiyor. Bilgi var ama ilim yok.
Bu durum sadece teknolojik alanda değil; ilahiyat, felsefe, tarih gibi düşünce temelli alanlarda da geçerli. İnsanlar bir ayetin tefsirini anlamaya çalışmıyor, sadece “X konuda ayet var mı?” diye soruyor. Ayet varsa ne âlâ, yoksa geçiyor. Yani din bile yüzeysel tüketiliyor.
İşte bu yüzden ben akademiyi seçiyorum.
Çünkü bana göre ilmin azalmasına karşı küçük de olsa bir direniş göstermenin en anlamlı yolu bu: okumak, yazmak, sorgulamak, üretmek. Akademi bana bunu veriyor. Paper okumak, yazı yazmak, düşünmek… Bunlar sadece akademik faaliyet değil; bu çağın