Abstractist

"Ay'a gelince, onun için de menziller takdir ettik ki, kurumuş hurma dalının ince yay halini alıncaya kadar incelir." Yâsin Sûresi, 36:39. âyetinin gayet parlak bir nur-u i'cazı ifade ettiğini gördüm. Evet, kamerin takdiri ve tedviri ve tedbir ve tenviri ve zemine ve güneşe karşı gayet dakik bir hesapla vaziyetleri, o kadar hayret-feza, o derece hârikadır ki onu öyle tanzim eden ve takdir eden bir Kadîr'e hiçbir şey ağır gelmez. "Onu öyle yapan her şeyi yapabilir." fikrini, temaşa eden her bir zîşuura ders verir. Hem öyle bir tarzda güneşi takip ediyor ki bir saniye kadar yolunu şaşırmıyor, zerre kadar vazifesinden geri kalmıyor. Dikkatle bakana San'atına, akılların hayran olduğu Allah, her türlü kusur ve noksandan münezzehtir. dedirtiyor. Hususan mayısın âhirinde olduğu gibi bazı vakitte ince hilâl şeklinde Süreyya menziline girdiği vakit, hurma ağacının eğilmiş beyaz bir dalı suretini ve Süreyya bir salkım suretini gösterdiğinden o yeşil sema perdesi arkasında, hayale nurani büyük bir ağacın vücudunu tahayyül ettirir. Güya o ağaçtan bir dalının bir sivri ucu, o perdeyi delmiş, bir salkımıyla beraber başını çıkarmış, Süreyya ve hilâl olmuş ve sair yıldızlar da o gaybî ağacın meyveleri olduğunu hayale telkin eder.
Sayfa 18·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Evet, bir Kadîr-i Zülcelal ve "Emr-i kün feyekûn"e mâlik bir Hakîm-i Zülkemal, gözümüzün önünde kemal-i hikmet ve intizam ile kameri arza bağlamış; azamet-i kudret ve intizam ile arzı güneşe rabtetmiş ve güneşi seyyaratıyla beraber arzın sürat-i seneviyesine yakın bir sürat ile ve haşmet-i rububiyetiyle, bir ihtimale göre Şemsü'ş-şümus tarafına bir hareket vermiş ve donanma elektrik lambaları gibi yıldızları, saltanat-ı rububiyetine nurani şahitler yapmış; onunla saltanat-ı rububiyetini ve azamet-i kudretini göstermiş bir Zat-ı Zülcelal'in kemal-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve saltanat-ı rububiyetinden uzak değildir ki cehennem-i kübrayı elektrik lambalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip âhirete bakan semanın yıldızlarını onunla iş'al etsin; hararet ve kuvvet versin. Yani, âlem-i nur olan cennetten yıldızlara nur verip cehennemden nâr ve hararet göndersin. Aynı halde o cehennemin bir kısmını ehl-i azaba mesken ve mahbes yapsın.
Sayfa 10·Kitabı okuyor
Kelam
Kimseye bir şeyleri açıklamak zorunda değilsiniz. Zira idraksiz zihin, hakikati ancak çamura bulayıp inkâr eder. Kör göz, güneşi gördüğünde yalnızca karanlığın derinleştiğini sanır; sağır kulak, en gür sedayı dahi rüzgârın uğultusuna yorar. Anlayacak olanın gönlü zaten aşinadır hakikate; anlamayacak olansa, önüne serdiğiniz incileri ayaklar altında ezmeye meyillidir. Kelam, her dudaktan dökülmez; hikmet, her akla sığmaz. Sözü hak etmeyene anlatmak, çürümüş ağaca su vermekten farksızdır kökü zaten kurumuş olan, suyun kıymetini bilmez. Ne deseniz nafiledir; çünkü cehalet, akıldan değil, nasipsizlikten beslenir. O yüzden, muhatabı olmayan bir kelamı sarf etmek, yalnızca incinin domuz ahırına düşmesine sebep olur. Ve unutmayın, bazılarına sükût etmek bile fazladır; çünkü her cevabın karşısında duracak kadar bile haysiyeti olmayanlara, söz israfı zilletten başka bir şey getirmez.
Ölüm, yalnızca bir yok oluş değil, aksine daha ulvî ve hikmetli bir hayata geçişin mukaddimesidir. Zîhayat meyvelerin ve hayvanların, insanın bedeninde fâni olması, onların daha yüksek bir hayat mertebesine hizmet etmesi gibi, insanın ölümü de bir son değil, yeni bir varoluşun başlangıcıdır. Zira en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebatiyenin mevti bile, bir hikmet ve intizam ile cereyan ediyorsa, elbette hayat-ı insaniyenin mevti bundan daha az hikmetli ve muntazam olamaz. Toprağa düşen bir çekirdek nasıl bir ağaç olup neşvünema buluyorsa, insanın da yer altına girmesi, ebedî bir hayatın mukaddimesi olmalıdır. Çünkü yaratılışta hiçbir şey abes değildir; her fiil, bir nizam ve gayeye mebnidir. Şu halde, en âdi varlıkların ölümü dahi intizamlı ve hikmetle takdir edilmişken, hilkatin en şerefli varlığı olan insanın ölümü, nasıl başıboş ve neticesiz olsun? Ölüm, bir yokluk perdesi değil, hakikat âlemine açılan bir kapıdır. Şu fâni âlemden bâki olan bir âleme hicret etmektir. O hâlde, hayatın sırrını idrak eden, ölümün de mahiyetini kavrar; ölümden korkan ise, hakikatte hayatı anlayamamıştır.

Abstractist

@Abstractist
·
Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan "O mevt, onların hayatından daha muntazam ve mahluk." denilir. İşte en edna tabaka-i hayat olan hayat-ı nebatiyenin mevti; böyle mahluk, hikmetli ve intizamlı olsa tabaka-i hayatın en ulvisi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette yer altına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi; yer altına giren bir insan da âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bâkiye sümbülü verecektir.
Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan "O mevt, onların hayatından daha muntazam ve mahluk." denilir. İşte en edna tabaka-i hayat olan hayat-ı nebatiyenin mevti; böyle mahluk, hikmetli ve intizamlı olsa tabaka-i hayatın en ulvisi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette yer altına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi; yer altına giren bir insan da âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bâkiye sümbülü verecektir.