Abstractist

Bu metin, ibadet (ubudiyet) ve manevi amellerin (evrad, zikir, virde vb.) temel amacının dünyevi faydalar değil, Allah rızası olması gerektiğini açıklayan bir tasavvufi yaklaşımdır. Metinde farklı kavramlar ve meseleler ele alınıyor, bunları madde madde inceleyelim. --- 1. Metnin Temel Tezi: Ubudiyetin Hakiki Gayesi Metin, "Hak'tır. Semerâtı ve fevâidi uhreviyedir." diyerek başlıyor. Bu ifadeden şu temel ilkeler çıkarılabilir: Hak'tır: Yani burada bahsedilen ilke doğrudur, değişmez bir hakikattir. Semerâtı ve fevâidi uhreviyedir: İbadetin (ubudiyetin) meyveleri ve faydaları asıl olarak ahiretle ilgilidir. Yani, ibadetin dünyevi karşılıkları olabilir ama bunlar asli amaç değildir. Asıl olan, ibadetin ahiret hayatında getireceği kazançlardır. --- 2. Dünyevi Faydaların Ubudiyetle İlişkisi Metin, "Fakat ille-i gaye olmamak, hem kasden istenilmemek şartıyla..." diyerek, dünyevi faydaların ibadetle nasıl ilişkilendirilebileceğini açıklıyor: "İlle-i gaye olmamak": Yani, dünyevi faydalar ibadetin temel amacı (gaye) olmamalıdır. "Kasden istenilmemek şartıyla": Yani, ibadet ederken bilinçli olarak dünyevi faydalar hedeflenmemelidir. Buradan şu çıkarım yapılır: Eğer bir kişi ibadetin dünyevi faydalarını gözetmeden, sadece Allah rızası için ibadet ederse ve bu ibadet sonucunda bazı dünyevi faydalar ortaya çıkarsa, bu ibadet açısından sakıncalı değildir. Çünkü bu faydalar kendiliğinden meydana gelmiştir.

Abstractist

@Abstractist
·
Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir. Fakat ille-i gaiye olmamak, hem kasden istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faideler ve kendi kendine terettüb eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münafî olmaz. Belki zaîfler için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya ait faideler ve menfaatler; o ubudiyete ve o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz'ü olsa; o ubudiyeti kısmen ibtal eder. Belki o hâsiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez. İşte bu sırrı anlamayanlar, meselâ yüz hâsiyeti ve faidesi bulunan Evrad-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendî'yi veya bin hâsiyeti bulunan Cevşen-ül Kebir'i, o faidelerin bazılarını maksud-u bizzât niyet ederek okuyorlar. O faideleri göremiyorlar ve göremeyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünki o faideler, o evradların illeti olamaz ve ondan, onlar kasden ve bizzât istenilmeyecek. Çünki onlar fazlî bir surette, o hâlis virde talebsiz terettüb eder. Onları niyet etse, ihlası bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer. Yalnız bu kadar var ki; böyle hâsiyetli evradı okumak için zaîf insanlar bir müşevvik ve müreccihe muhtaçtırlar. O faideleri düşünüp, şevke gelip; evradı sırf rıza-yı İlahî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından; çoklar, aktabdan ve selef-i sâlihînden mervî olan faideleri göremediklerinden şübheye düşer, hattâ inkâr da eder.
Sayfa 140·Kitabı okudu
Reklam
Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir. Fakat ille-i gaiye olmamak, hem kasden istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faideler ve kendi kendine terettüb eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münafî olmaz. Belki zaîfler için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya ait faideler ve menfaatler; o ubudiyete ve o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz'ü olsa; o ubudiyeti kısmen ibtal eder. Belki o hâsiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez. İşte bu sırrı anlamayanlar, meselâ yüz hâsiyeti ve faidesi bulunan Evrad-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendî'yi veya bin hâsiyeti bulunan Cevşen-ül Kebir'i, o faidelerin bazılarını maksud-u bizzât niyet ederek okuyorlar. O faideleri göremiyorlar ve göremeyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünki o faideler, o evradların illeti olamaz ve ondan, onlar kasden ve bizzât istenilmeyecek. Çünki onlar fazlî bir surette, o hâlis virde talebsiz terettüb eder. Onları niyet etse, ihlası bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer. Yalnız bu kadar var ki; böyle hâsiyetli evradı okumak için zaîf insanlar bir müşevvik ve müreccihe muhtaçtırlar. O faideleri düşünüp, şevke gelip; evradı sırf rıza-yı İlahî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından; çoklar, aktabdan ve selef-i sâlihînden mervî olan faideleri göremediklerinden şübheye düşer, hattâ inkâr da eder.
Sayfa 140·Kitabı okudu
Öncelikle, metnin temel mesajını anlamak için mantık prensiplerinden faydalanacağız. 1. Tanımlamalar ve Kavramsal Çerçeve Metindeki temel kavramları önce tanımlayarak başlayalım: Zerre: En küçük yapı taşı (atom, hücre, molekül vs.). Mevcud: Var olan her şey (canlı veya cansız). Zîhayat: Canlı varlıklar (bitkiler, hayvanlar, insanlar vs.). Nispet: Bir şeyin başka bir şeye göre olan ilişkisi. Vazife: Bir varlığın belli bir sistem içindeki işlevi, görevi. Faide: O işlevin sağladığı fayda veya sonuç. Metindeki ana fikir, her şeyin bir düzen içinde olmasıdır. Bu düzenin rastgele değil, belirli kurallara bağlı olarak çalıştığını ifade etmektedir. 2. Mantık İlkeleri ile Açıklama Metindeki düşünceyi açıklamak için mantığın dört temel ilkesini kullanacağız: (1) Özdeşlik İlkesi (A, A’dır) Bir şey ne ise odur, başka bir şey olamaz. Gözdeki bir zerre, hem göz hücresine, hem sinire, hem de kan damarına ait olabilir.

Abstractist

@Abstractist
·
Hattâ herbir zerre, herbir mevcud, herbir zîhayat, bir nefer askere benzer ki; orduda muhtelif dairelerde, o neferin ayrı ayrı nisbetleri ve vazifeleri olduğu gibi; herbir zerre, herbir zîhayatın dahi öyledir. Meselâ: Senin gözünde bir zerrenin, gözün hüceyresinde ve gözün a'sab-ı vechiyesinde ve bedenin şerayin tabir edilen damarlarında, birer nisbeti ve o nisbete göre birer vazifesi ve o vazifeye göre birer faidesi vardır. Ve hâkeza herşeyi ona kıyas et.
Sayfa 122·Kitabı okudu
Hattâ herbir zerre, herbir mevcud, herbir zîhayat, bir nefer askere benzer ki; orduda muhtelif dairelerde, o neferin ayrı ayrı nisbetleri ve vazifeleri olduğu gibi; herbir zerre, herbir zîhayatın dahi öyledir. Meselâ: Senin gözünde bir zerrenin, gözün hüceyresinde ve gözün a'sab-ı vechiyesinde ve bedenin şerayin tabir edilen damarlarında, birer nisbeti ve o nisbete göre birer vazifesi ve o vazifeye göre birer faidesi vardır. Ve hâkeza herşeyi ona kıyas et.
Sayfa 122·Kitabı okudu
Mantık Açısından Metnin Analizi ve İzahı Bu metin, ispat (affirmation) ve nefy (negation) kavramlarını mantık çerçevesinde inceler ve bunların güçlerini kıyaslar. Özellikle klasik mantık (Aristoteles mantığı) ve felsefi epistemoloji açısından nasıl ele alınabileceğini analiz edelim. 1. Önermeler ve Mantıksal Temel Mantıkta her ifade bir önermedir ve iki temel türü vardır: Olumlu önerme (affirmative proposition): Bir şeyin var olduğunu iddia eder. Örnek: "Gökyüzünde hilâl vardır." Olumsuz önerme (negative proposition): Bir şeyin olmadığını iddia eder. Örnek: "Gökyüzünde hilâl yoktur." Metinde geçen temel mantıksal çıkarımlar, ispat edenlerin ve nefy edenlerin nasıl farklı güçlere sahip olduğunu gösterir. 2. Nefy ve İspatın Mantıksal Gücü 2.1. Nefy Edenlerin Problemi: "Yokluk" Kanıtlanamaz Mantıkta "yokluk" (negation) kanıtlanamaz çünkü tam bir kapsama (ihata) ihtiyaç duyar. Bir şeyin yokluğunu ispat etmek için, onun var olabileceği her yeri araştırmak gerekir. Örnek: "Evrenin hiçbir yerinde yaşam yoktur." Bu iddiayı doğrulamak için evrenin her yerini gözlemlemek gerekir ki, bu insan için imkânsızdır.

Abstractist

@Abstractist
·
Bu hakikatın sırrı şudur ki: Nefyedenlerin davaları sureten bir iken, müteaddiddir; birbiriyle ittihad edemez ki kuvvetlensin. İsbat edicilerin davaları ittihad ediyor, birbirinden kuvvet alır. Çünki gökteki hilâl-i Ramazanı görmeyen der ki: "Benim nazarımda Ay yoktur; benim yanımda görünmüyor." Başkası da, "Nazarımda yoktur" der. Daha başkası da öyle der. Herbiri kendi nazarında "yoktur" der. Herbirinin nazarları ayrı ayrı ve nazara perde olan esbab dahi ayrı ayrı olabildiği için, davaları da ayrı ayrı olur; birbirine kuvvet veremez. Fakat isbat edenler demiyor ki: "Benim nazarımda ve gözümde hilâl var." Belki "Nefs-ül emirde, göğün yüzünde hilâl vardır, görünür." der. Görenler bütün aynı davayı ve "nefs-ül emirde vardır" der. Demek bütün davalar birdir. Nefyedenlerin nazarları ayrı ayrı olduğundan, davaları da ayrı ayrı olur. Nefs-ül emre hükmedemiyorlar. Çünki nefs-ül emirde nefiy isbat edilmez.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Reklam