Abstractist

Abstractist

, bir kitabı okumaya başladı
Bediüzzaman Said Nursî
9.7/10 · 3.145 okunma
Reklam

Abstractist

, bir kitap okudu
Puan vermedi·320 syf.·
14 günde okudu
·
2025 3. kitabı
Bediüzzaman Said Nursî
9.6/10 · 422 okunma
1. İlahi Nimetlerin Başlangıcı > "Fâtır-ı Hakîm'in nimetlerini başlarımız üstünde neşre başladı." Açıklaması: Fâtır-ı Hakîm: "Fâtır" (yaratıcı), "Hakîm" (hikmet sahibi) demektir. Burada, doğada görülen nimetlerin bilinçli bir yaratıcı tarafından sunulduğu öne sürülüyor. Neşretmek: Yaymak, dağıtmak anlamına gelir. Doğadaki düzen, insanlara yönelik bir lütuf olarak görülüyor. Örnek: Güneş ışığı: Güneş, hiçbir ayrım yapmadan ışığını tüm canlılara dağıtır. Eğer bu bilinçsiz bir süreç olarak görülseydi, rastgele ve düzensiz bir ışık yayılımı olmalıydı. Ancak belli bir düzen içinde olması, yaratıcı bir gücün varlığını düşündürebilir. --- 2. Ağaçların Meyve ve Çiçeklerle İnsanlara Hizmet Etmesi > "Serpiyor, dallarının elleriyle bizlere uzatıyor." Açıklaması: Serpme ve Ulaştırma: Ağaçların meyve vermesi, onların insanlara ve hayvanlara bir hizmet aracı olarak yaratıldığına işaret ediyor. Mecaz: Burada dalların eller gibi uzanarak meyveleri insana sunduğu anlatılıyor. Bu, bilinçli bir düzenin varlığına bir delil olarak sunuluyor. Örnek: Meyve ağaçları ve evrim: Evrimsel biyolojiye göre meyve veren bitkiler, hayvanların onları yemesiyle tohumlarının yayılmasını sağlar. Burada iki yorum mümkündür:

Abstractist

@Abstractist
·
Fâtır-ı Hakîm'in nimetlerini başlarımız üstünde neşre başladı. Serpiyor, dallarının elleriyle bizlere uzatıyor. İşte bu, ona sureten benzeyen bu iki tohumcuk ise, gün âşıkı namındaki çiçek ile, hercaî menekşe gibi çiçekleri verdi. Bizler için süslendi. Yüzümüze gülüyorlar, kendilerini bizlere sevdiriyorlar. Daha buradaki bir kısım tohumcuklar, bu güzel meyveleri verdi ve sünbül ve ağaç oldular. Güzel tad ve koku ve şekilleri ile iştihamızı açıp, kendi nefislerine bizim nefislerimizi davet ediyorlar ve kendilerini müşterilerine feda ediyorlar. Tâ nebatî hayat mertebesinden, hayvanî hayat mertebesine terakki etsinler. Ve hâkeza.. kıyas et. Öyle bir surette o tohumcuklar inkişaf ettiler ki, o tek kabza, muhtelif ağaçlarla ve mütenevvi çiçeklerle dolu bir bahçe hükmüne geçti. İçinde hiçbir galat, kusur yok.
Sayfa 155·Kitabı okudu
Fâtır-ı Hakîm'in nimetlerini başlarımız üstünde neşre başladı. Serpiyor, dallarının elleriyle bizlere uzatıyor. İşte bu, ona sureten benzeyen bu iki tohumcuk ise, gün âşıkı namındaki çiçek ile, hercaî menekşe gibi çiçekleri verdi. Bizler için süslendi. Yüzümüze gülüyorlar, kendilerini bizlere sevdiriyorlar. Daha buradaki bir kısım tohumcuklar, bu güzel meyveleri verdi ve sünbül ve ağaç oldular. Güzel tad ve koku ve şekilleri ile iştihamızı açıp, kendi nefislerine bizim nefislerimizi davet ediyorlar ve kendilerini müşterilerine feda ediyorlar. Tâ nebatî hayat mertebesinden, hayvanî hayat mertebesine terakki etsinler. Ve hâkeza.. kıyas et. Öyle bir surette o tohumcuklar inkişaf ettiler ki, o tek kabza, muhtelif ağaçlarla ve mütenevvi çiçeklerle dolu bir bahçe hükmüne geçti. İçinde hiçbir galat, kusur yok.
Sayfa 155·Kitabı okudu
Tanımak
Hususi alemimde baş başa kaldığımda, kendi ruhumla konuştuğum sıralarda, tanımanın bir gereklilik mi yoksa bir fazlalık mı olduğunu tartarım. Zira bazı hakikatler, gözlerin görmediği, kelimelerin erişemediği bir suskunlukta saklıdır; ve belki de en derin anlayış, hiçbir şeye ihtiyaç duymadan var olmaktan geçer. Ruhumun sessiz koridorlarında dolaşırken, kendimle tanışmanın, dışarıda bir isim bulmaktan çok daha kıymetli olduğunu fark ederim. Çünkü kim olduğumu yalnız ben bilirim; geri kalan herkes, yalnızca görmek istediklerini görür. Anlamak istedikleri kadar anlamak isterler, duymak istedikleri kadar duymak isterler, kabul ettikleri kadar ederler… Çünkü hakikat, çoğu zaman gözlerinin önünde dursa da, görmek için cesaret gerekir. İnsan, kendi inşa ettiği duvarların ardında yaşar; yalnızca sığındığı doğrulara tutunur, yalnızca yüreğine dokunmayan sözleri yok sayar. Zira gerçeği bilmek değil, ona tahammül edebilmek asıl mesele olur. Bazen yazmak istersin ama dur dersin, olmaz dersin, çünkü cümlelerin onları seçtikleri yerlere atarlar ve görünmesi gereken yerleri almak istemezler. İnsanlar, yazının sadece gördükleri yüzüne tutunur, gerisindeki sessizliği duymazlar. Senin en derin hislerin, başkalarının gözünde sadece bir kelime oyununa dönüşebilir. O yüzden bazı sözler içimizde kalır, bazı cümleler hiç yazılmamış gibi yaşar; çünkü anlaşılmamak, yanlış anlaşılmaktan daha az acıtır.
Reklam