Hakan YILDIRIM, Atsızlı Söyleşiler'i inceledi.
 44 dk. · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kendisini Türk milliyetçiliği fikrine hasretmiş kimselerin, rûberû olarak ya da kitaplarından beslendiği bir kutuptur Nihal Atsız Bey. Bu kitapta Nihal Atsız'ın rahle-i tedrisatından geçen ve yine Türk fikir hayatının Türkoloji, tarih gibi alanlarının önemli isimlerinin Hoca'nın yanında geçirdikleri zamanların kişilerle beraber mezara gitmememeleri adına Zeynel Abidin Polat Bey, yaşayan büyük Türkçülerle röportaj yöntemiyle çeşitli sorular yönelterek bu kitabı vücuda getirmiştir. Özellikle her zaman bir tartışma konusu olan "Atsız Bey'in dini neydi?" gibi popüler bir konu bütün kpnuşmacılara yöneltilmiş ve bu sorunun cevabı alınmıştır. Üzerinde derin önyargılar olan ve hep bir soru işareti yumağıyla düşünülen Atsız Bey'in öğrencileriyle geçirdiği zamanlar, onun Hocalığı, seciyesi, 44 hadisesinde yaşananlar çeşitli kişilerden tarafından Atsız Bey temasıyla anlatılmış ve sorulan sorulara cevap verilmiştir. Atsız Bey hakkında fikir edinmek isteyen ve o vefat edene kadar onun dizinin dibinden ayrılmayan öğrencilerinin ağzından onu tanımak sanırım daha sağlıklı olacaktır. Türkiye'nin Türkoloji alanında en öndeki isimleri olan Ahmet Bican Ercilasun, Dursun Yıldırım, Osman Fikri Sertkaya'nın sorulara verdikleri cevaplarda bugün hep bildiğimiz klasik bilgilerin ötesinde onunla yaşanılan hâtıralar ve bugün yeni öğrendiğimiz bilgiler bizi tatmin eder bir şekilde verilmiştir. Türkçülük tarihinin belki de en müstesna kişisi olan Atsız Bey'in üzerinde oluşan bulutların dağılması açısından bu kitabın okunması faideli olur diyebilirim. Okuyana muhakkak bir şeyler katacaktır. İyi okumalar dilerim efendim...

Artık insanları tanımak için zaman kaybetmiyorum; nasıl olsa onlar zamanı gelince kendilerini tanıtıyorlar.

- Paul Auster

Hatice ÖZBUDAK, Peygamberin Aynaları'ı inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Öncelikle kitabın isminin neden Peygamberin Aynaları olduğu düşündüm. Aklıma şu kıssa geldi:

Hâşâ huzurdan, “Yâ Muhammed ne çirkinsin. Senin gibi çirkin adam görmedim” diyen lânetli Ebû Cehil’e, Efendimiz Aleyhissalâtüvesselâm “Haklısın” buyuruyor.
O lâin beşerden sonra, “Yâ Muhammed! Bu dünyada senden güzelini göremedim. Sana baktıkça içime huzur doluyor” diyen Hz. Ebûbekir’e de “Haklısın” diye hitap buyuruyor. Sahabeden birisi soruyor: “Yâ Resûlullâh, Ebû Cehil geldi ‘ne kadar çirkinsin’ dedi, ‘haklısın’ dediniz; Ebûbekir geldi, ‘ne kadar güzelsiniz’ dedi, ona da ‘haklısın’ dediniz. Bunun hikmeti nedir?”
Efendimiz Aleyhissalâtüvesselâm’ın cevabı bütün insanlığın gönül evine mesaj hususiyeti taşımaktadır: “Kişi kendisi nasılsa, karşısındakini de öyle görür. Ben Allah’ın cilaladığı bir ayna gibiyim. Ebûcehil baktı kendisini gördü ve çok çirkinsin dedi, haklıydı. Ebûbekir baktı o da kendisini gördü, çok güzelsin dedi, o da haklıydı” buyurur.

Bu güzel aynaya güzel bakan 33 tane sahabeyi okuyorsunuz kitap da."Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine sarılsanız hidayete erersiniz" hadisi sırrınca sahabeleri tanımaya çalışıyorsunuz. Okurken duygulanmamak mümkün değil. O kadar güzeldi ki.. İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan. Çünkü birini sevmek için önce tanımak gerekir. İsmini bile bilmediğim sahabeleri tanıdığım için çok mutlu oldum. Peygamber Efendimizin (SAV)'in şairi Hassan bin Sabit'in O'nun (SAV) vefatından sonra yazdığı şu satırlar için bile okunur. 'Senden sonra kim isterse ölsün, esirgediğim sendin..
Allah Ali Ural gibi yazarların sayısını artırsın, onlar yazsın, biz okuyalım.

Medine T., Mutlu Bir Son'u inceledi.
 4 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde

Memduh Şevket Esendal kimdir?

Memduh Şevket Esendal, 29 Mart 1883'te Çorlu'da doğdu. Aile çiftçilikle uğraşıyordu. Birbirini izleyen savaşlar yüzünden, düzenli bir öğrenim yapamadı; kendi kendine Fransızca, Rusça, Farsça öğrendi. Girdiği (1906) İttihat ve Terakki Cemiyeti'nde 1908'den sonra müfettiş olarak çalıştı. Birçok yeri bu görevle dolaştı. Balkan Savaşı patlayınca (1912), aile Çorlu'dan İstanbul'a göçtü. Büyük Millet Meclisi kurulunca Anadolu'ya geçti. Atatürk'ün yanında yer aldı. Azerbaycan'da (Baku'da) elçilik görevinde bulundu (1920-1924). Sovyet Rusya'nın bu cumhuriyeti kaldırması üzerine İstanbul'a döndü. Galatasaray ve Kabataş liselerinde tarih-coğrafya öğretmenliği yaptı. Tahran Elçisi (1925-1930), Elazığ Milletvekili (1931-1933), Kabil Elçisi oldu (1933-1941). Bilecik Milletvekili (1941) seçildi, aynı yıl CHP Genel Sekreterliğine getirildi. Bilecik Milletvekilliğine yeniden seçildi (1946). 1945 yılında CHP Genel Sekreterliğinden ayrıldı. 16 Mayıs 1952 tarihinde, Ankara'da dünyamızdan ayrıldı. (http://www.bilgiyayinevi.com.tr/memduh-sevket-esendal)

Türk edebiyatında Çehov tarzı öykünün ilk temsilcisidir.
Kişilerin günlük yaşamda dikkat çekmeyen yönlerini anlattığı öyküleri ile tanınır.
Durum öyküsünün ilk temsilcisi olan yazarın son derece güçlü bir gözlem yeteneği vardır.
Kendi ifadesiyle “topluma ayna tutan” bir sanatçıdır. Toplumun aksayan yanlarını, insanların psikolojik sorunlarını ruhsal durumlarını ele almıştır.
Öyküyü gereksiz süslemelerden kurtarmıştır. Dili, konuşma dilidir.
Yapıtlarında sıradan insanların gündelik yaşamlarını anlatmıştır.
Hayatı ve olayları nesnel bir şekilde yansıtmıştır. Edebiyatsız edebiyat yapmaktan yanadır.
Kişilerini daha çok İstanbul Aksaray’daki orta tabakadan seçmiştir.

(https://www.edebiyatogretmeni.org/memduh-sevket-esendal/)

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Durum (Kesit) Hikâyesi Nedir?
Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.
Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için "Çehov Tarzı Hikâye" de denir.
Bizdeki en güçlü temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve Tarık Buğra'dır.

(https://www.turkedebiyati.org/...llikleri-ve-ornekler)

------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İlk kez bir Esendal kitabı okudum. Kitapta çok tanıdık onlarca hikâye var. Neden tanıdık? Çünkü yazar bizi yazmış. Nasıl mı? İşte şöyle;

Günün birinde yaşlı adamlardan bazılarının başına geldiği gibi buna da bir evlenmek hastalığı geldi. Yapmacıktan ağlayıp sızlıyor;
“ Bu ev, oğlum, kadınsız olmayacak” diyordu.
Sonra anlaşıldı ki, meğer kendi evlenmek istiyormuş! (83)

“ Ne var? ” dedim.
“ Beni evden kovuyor” dedi.
“ Niçin? ” dedim.
“ Hiç canım,” dedi, “çamaşırları yokmuş, buna bakılmıyormuş. ”
O değil, karıyı alacak ya… Karı, “Gelirim ama evdekileri çıkarırsın” demiş. (85)

… babam bütün nesi varsa yeni karısının üstüne ediyormuş. (87)

“Hiç sarhoş değilim. Kendi iyi adam, ağzı çirkin” dedi, “yüzüne bakamıyorum.” (90)

Birkaç kuruş aylıkla bir köşeye atmışlar, yüzüne bile bakan olmuyor. Niçin? Çünkü bozuk bir suratı var. Kötü değil, çirkin, bozuk ve sevimsiz! Çırpınıyor, kendini anlatmaya uğraşıyor, ancak bilmiyor ki dili, kalemi, kafası ile yaptığını suratı, kılığı bozuyor. (91)

Birine varılmak istenince başkaları göze küçük görünür. Kestirmeden işi bitirmek, söylenecek sözü söylemek de hoştur. (105)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Pekiyi, biz, neden bizi anlatan birini tanımayız? Yoksa kendimizden mi, gerçeklerden mi kaçarız? Yoksa bu hikâyeler sıradan mı gelir, tıpkı kendimizi sıradan bulduğumuz gibi? Ne de olsa hikâyeler de anlatılan bizizdir, değil mi? Kitaplarda illa ki farklı bir dünyayla mı karşılaşmalıyız?

Neden yazarın eserleri az okunur? Hatta neden bazılarımız yazarın varlığından bile bihaberizdir? Yazarın eserlerinin telif hakkının Bilgi Yayınevinde ve “Mutlu Bir Son” adlı kitabın sadece bir kez 2005’te basıldığını biliyor musunuz? Pekiyi, bu ne demek? Koskoca 13 senede bu kitap çook az okunmuş demek. Baskı âdetini de unutmamak lazım tabii (kitapta nedense yazmıyor). Ama kaç adet basılmış olursa olsun, şu bir gerçek ki; Esendal’ı tanımıyoruz.

Bir Esendal kitabının piyasa fiyatı 24 lira (sitelerden daha indirimli alınabilir). Evet, pahalı. Ama değmez mi? Yazarın sadece bir kitabını almaya değmez mi?

Yabancı yazarları da okuyacağız elbet ama kendi yazarlarımızı da unutmayalım. Çünkü onlar “bizi” anlatıyor.

Aşağıda yazarın beş hikâyesi var. Yazarı tanımak için bu öyküleri okuyabilirsiniz.

1. https://ertugrulharman.com/...mduh-sevket-esendal/
2. https://www.aymavisi.org/...evket%20Esendal.html
3. https://www.liseedebiyat.com/...-sevket-esendal.html
4. https://okumagunlugu.com/...sendal-hikaye-metni/
5. https://www.liseedebiyat.com/...14-mse-47326032.html

Keyifli okumalar dilerim.

* Kitabı "Esendal Okuma Etkinliği" ( #29773088) sebebiyle okudum. Etkinliğimize herkesi bekleriz. :)

CEM AKDAG, Yeşil Yılan Ak Zambak'ı inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Aslında ünlü yazarların isminde masal kelimesi geçen tüm kitaplar hoşuma gidiyor bu kitabı alırken de hem Goethe'yi biraz tanımak hem de 100 sayfalık (kısa bile olsa) bir kitabını bitirecek olmanın keyfi içindeydim.

O zamanlar daha yumuşak ve yüzeysel felsefe kitapları okuyordum. Açıkçası, Schiller , Freud, Nietzche gibi yazarlar yerine en ağırı" Montaigne'in Denemeleri " olan kitapları tercih ediyordum.

Ön sözde "Daha üstün tinsel bir yaşama doğabilmek için önce ölmek gerektiği düşüncesini ve Hristiyan inancında çok önemli bir yer tutan fedakarlık kavramını Goethe bu masalda çarpıcı örneklerle sergilemeyi başarmıştır." gibi bir açıklama görünce sarsıldım .

Derin felsefe içerdiğini düşündüm bu kitabın arka kapağında bir de " Goethe'nin hayal gücü , eserdeki , farklı insanların ruh gücünü yansıtan kişilikleri oluşturdu ve insanın bütün tinsel yaşamı ve tinsel çabası bu figürelerin deneyimleri ve yaşamlarında özetlendi.
Cümlesi ile hadi bakalım, dedim ve başladım.

Anlaşılması oldukça zor bir çocuk masalı okudum ve okurken verdiği mesajları anlamak için çok uğraştım. Ancak maalesef hiç bir şey çıkaramadım.

Sanırım tekrar okursam biraz daha başarılı olabilirim .
Eğer felsefeye meraklı değilseniz bu kitabı okumadan önce Goethe'nin fikirleri üzerine araştırma yapmakta fayda var.


Kitaptan kısa bir bölüm

Kuşum öldü, dostum eli kapkara
Bu değerli taştan köpeğin bir benzeri var mı?
Onu bana Lambalı göndermedi mi?

İnsanların sevinçlerini tanımadım
Başıma hep üzücü olaylar geldi
Ah! Irmağın kıyısına neden tapınak yapılmadı?
Ah! Köprü niçin kurulamıyor ?

Güzel Ak Zambak 'ın çalgısının tatlı nağmeleri eşliğinde söylediği bu şarkı herkesi etkilemişti ama.....

Bu da kitabın yorumundan .

İlk kez 1616 yılında Strasbourg’da yayımlanan bu kitapta yer alan temek görüşe göre gerek insan ruhunun özündeki , gerek dünyayı oluşturan nesnelerin özündeki değişimler kimyasal birer süreçtir.
Madde ,ruhun yoğunlaşmış, ışığın kararmış, büyülenmiş gibi fiziki bir kalıba dökülmüş halidir.
Maddenin içine , onu değiştirebilecek tinsel bir itki girdiğinde, orada tutsak durumda bulunan bu yoğunlaşmış ruhsal biçim yeniden salt tin olarak açığa çıkabilecektir.

İnsan ,bencil isteklerini ,tutkularını aşabildiği takdirde ruhunda gizli salt tinsellik açığa çıkabilecektir.

AYŞE, bir alıntı ekledi.
5 saat önce · Kitabı okuyor

Altın tıpkı insanlar gibidir , ayarını bildiğin müddetçe hükmetmek de , elde etmekte kolaylaşır ! Çevreni izle, insanları tanımak istiyorsan ayarlarına bak!

Karun ve Anarşist, İskender PalaKarun ve Anarşist, İskender Pala
Mesut Okan Ekşi, bir alıntı ekledi.
7 saat önce

Neydi niyetim? Ruhumun filmini, gönlümce seyrettirebilseydim, sözsüz anlaşabilecektim insanlarla. Yaşadığımı algılayabilmek için, iyi veya kötü, çevremdeki insanlar tarafından desteklenmeliydim. kepenkleri kapattılar. Loşluktayım. Direksiyonun başına geçebilsem, arabanın hızıyla belki hem kendimden hem de çevremdeki tanımak zorunda olduğum insanlardan uzaklaşabileceğim. Kaç beygir kuvveti gerekli bana? Sayıklıyor muyum? Loşluk. Kepenkler kapalı. Sahte karakolun sahte kepenklerinde sahte loşluk. Şu çayı üstüme dökmeden içebilsem. Herkes susabilse. Her şey sadece bir rüya olabilse. Anne. İçinde konuşmayı kes artık. Yargılanıyor muyum? Ben de kendime karşı mıyım? İhanet. Ruhumu, aklımın kurallarına saklatmasını daha iyi öğrenmeliyim.

Ters Adam, Barlas Özarıkça (Encore)Ters Adam, Barlas Özarıkça (Encore)
Nursemin, bir alıntı ekledi.
7 saat önce

Acı çeken ruhlar birbirini tanımak ve birbirlerine yanaşarak acılarını ikiye katlayarak artırmak gibi inanılmaz bir özelliğe sahipler.

Aldatmak, Paulo CoelhoAldatmak, Paulo Coelho
Duygu İşinden, bir alıntı ekledi.
8 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi

Zeynep'in odasına çıktım. İçeri girince bana baktı. Gözlerimin içine içine baktı. Gülümsedi. Kim olduğumu anlamaya çalıştı. Dönüp Leyla'ya baktı. Tekrar bana baktı ve "Hoşgeldin Mecnun," dedi kendinden emin bir sesle.
"Yuh nasıl tanıdın ya hemen?"
"Kokudan."
"O kadar mı kötü kokuyorum ya?"
" Yok be şaka yapıyorum. Leyla'nın gözlerinden tanıdım seni."
" Leyla'nın mı gözlerinden?"
" Onun gözlerinin içinde sen varsın. Senin gözlerinin içinde de Leyla var. O yüzden seni tanımak hiç de zor olmadı."

Leyla ile Mecnun, Burak Aksak (Sayfa 255)Leyla ile Mecnun, Burak Aksak (Sayfa 255)

https://www.youtube.com/watch?v=c8zzGsfZyVY
Daha öncelerden tanımak ister ya insan bazen. Keşke der sonra nasip der geçer. Ben senin doğduğun günü hatırlamak isterdim. Hatta doğduğunda kıskanmak isterdim seni. Yan komşun olmak isterdim. Sen dünyaya geldiğinde seni görmeye götürmeliydi annem beni. Ağlayışını, bebek bebek bakışını, güldüğünü görmek isterdim. İlk yaşına bastığında yürümeye çalıştığını, yürürken koltuğun kenarına tutunduğunu görmek isterdim. Birkaç adımdan sonra yere düşüp, kâh ağlamanı kâh boncuk boncuk gülmeni görmek isterdim. İlk konuşmaya başladığında söyleyeceğin bir kaç kelimenin içinde adımın da geçmesini isterdim. Duymak isterdim o bebek dilinle adımı. Seni kıskanıp oyuncaklarını saklamak isterdim. Ağlayınca kıyamayıp geri getirmek ve senin o bakışını görmek isterdim. Akan göz yaşlarınla, mutluluğunu bebek halinde görmek isterdim. Okula başladığın günü görmek isterdim. Beraber sınıflarımıza girip teneffüsler de yanına gelmek isterdim Simitimi, ayranımı bölüşmek isterdim. Ders aralarında izin alıp lavobaya gidiyorum diye seni görmek isterdim. Okul bittiğinde seni bekleyip beraber eve dönmek isterdim. Bazen okuldan kaçıp, sahile inmek ve eve dönerken çamurlu sokaklardan geçip üstümüzü başımızı kirletmeyi isterdim. Eve gittiğimiz de annelerimizin bize kızmasını isterdim. Ah bu çocuklar deseydi mesela onlar, annelerimiz ? Ders çalışmak için bir araya gelmek isterdim. Ödevlerimizi beraber yapmayı isterdim bir de… Akşamları sizin bize misafirliğe gelmenizi ister ve geldiğinizde “bak bak nasıl sevindi” demesini isterdim annemin. Ertesi akşam gidelim onlara gidelim diye ağlamaya başlamak isterdim dediğim olana kadar… Herkes salonda konuşurken biz seninle bir köşede resim çizmek isterdim. Annelerimizin bize bak ne güzel anlaşıyorlar lafını duymak isterdim. Hafta sonları bizi lunaparka beraber götürmelerini, götürmediklerin de beraber ağlamak isterdim. Kıyameti koparmak isterdim seninle. Salıncakta beraber sallanmak, kumda kaleler yapmak isterdim. Büyüdüğünü görmek isterdim senin ergenliğini, bulu çağını görmek, hali hazırda bulunan düzene karşı çıkmak isterdim. İsyancı olurduk belki, belki de masum büyürdük sessiz… Beraber tatil planları kurardık. Belki yalan söylerdik, bir yerlere gidebilmek için… Sonra çocukluk aşkım diyebilmek isterdim sana… Büyüdükten sonra değişmeyen, birbirimizin her şeyini bildiği bir bakışımızın ne anlama geldiği ve bir derdimiz varsa gözlerimizden neye üzüldüğümüzü bilmemizi isterdim… İkimizin de hayatımıza birbirimizden başka kimseyi sokmadığımızı, kimseye seni seviyorum kelimesi kullanmamamızı isterdim. Sen benim çocukluk aşkım olmalıydın. Şimdi ki sevdiğim, yandığım, eşim olmalıydın… Çocuklarımın güzel anası, evimin gül suyu, evimin baharı olmalıydın. Senin doğduğun günü hatırlayıp ölene kadar yanımda olmanı isterdim. Seni çocukluğundan sevip, ölene kadar sevmek isterdim.

- Emre Koçak