Örnek:
Eğer bilgiyi "cehaletin olmaması" olarak tanımlarsak, bu tanım, cehaletin ne olduğunu bilmeyi gerektirir. Ancak, cehaleti tanımlamak da bilgiyi tanımlamak kadar zor olabilir. Bu nedenle, bu tür bir tanımlama, bilgiyi anlamak için yeterli bir yöntem değildir.
Abstractist
@Abstractist
·
bilginin kendisini anlamaktan daha kolay değildir. Çünkü bilginin zıtlarını bilmek, bilginin kendisini bilmek kadar karmaşık ve zor bir süreçtir.
1. Kuvve-i zaika (tat alma gücü): Bu ifade, insanın maddi lezzetleri hissetme yetisini ifade eder. Metinde, bu gücün sadece maddi bedene indirgenmemesi, akıl, ruh ve kalp boyutuyla ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Tat alma gücü, sadece bedeni tatmin etmek değil, ruhani bir şükür haliyle birleşmelidir.
2. İsraftan kaçınma ve zillete düşmeme: İsraf, verilen nimetleri gereksizce harcamak ve sınırı aşmak demektir. Burada tat alma duyusunun da bu şekilde israf edilmemesi gerektiği ve aşırılığın insana manevi bir zillet (alçalma, değersizleşme) getirebileceği ifade ediliyor.
3. Şükürde istimal (kullanım): Tat alma duyusunun, Allah'a şükürle birlikte kullanılması gerektiği belirtiliyor. Yani, lezzetli yiyecekleri tüketirken, bunların bir nimet olduğunun farkında olmak ve bunlar için teşekkür etmek esastır.
4. Lezzetli taamlar (yiyecekler): Maddi lezzetler ancak ruha, akla ve kalbe uygun bir şekilde kullanıldığında, tercih edilip izlenebilir bir yol olur. Aksi takdirde, insanı dünya nimetlerine bağımlı kılarak ruhaniyetinden uzaklaştırır.
5. Şah-ı Geylani (ks): Metinde, büyük bir veli olan Abdülkadir Geylani Hazretleri'ne atıfta bulunuluyor. Onun kerametlerinden (olağanüstü halleri) biri olan "ihya-yı emvat" (ölüleri diriltme) ile bu hakikat örneklendiriliyor. Burada, ruhun bedene, kalbin nefse, aklın mideye hakim olmasıyla, insanın şükrün en yüksek derecesine ulaşabileceği vurgulanıyor.
Abstractist
@Abstractist
·
Kuvve-i zaika, maddî cesede inhisar etmekten ziyade; akla, ruha ve kalbe baktığından israf etmemek, zillet ve sefalete düşmemek ve o kuvve-i zaikayı taşıyan lisanı şükürde istimal etmek şartıyla leziz taamların tercih ve takip edilebileceğini ve bu hakikat, hârika kuvve-i kudsiye sahibi Şah-ı Geylanî (ks) Hazretlerinin ihya-yı emvat keramet-i azîmesiyle izah edilerek ruh cesede, kalp nefse, akıl mideye hâkim olduktan sonra, şükrün münteha derecelerine vâsıl olmakla mümkün olduğunu beyan eder.
1. Dağların Görevi:
Dağlar, zelzelelerin etkilerinden yeryüzünü korumakta ve sükûneti sağlamaktadır. Yeryüzü hareketlerindeki (inkılabat fırtınaları) kaos ihtimali, bir denge ve selamete dönüştürülmüştür.
2. Denizlerin İşleyişi:
Denizlerin taşkınlık ve istilasından yeryüzünün korunması, bir kurtuluş ve denge hali olarak açıklanmaktadır.
3. Havanın Temizliği:
Havada bulunan zararlı gazların tasfiye edilmesi, yaşam için gerekli temiz bir ortamın oluşturulmasına hizmet etmektedir.
4. Suyun Depolanması:
Suların biriktirilmesi (iddihar) ve canlıların ihtiyaç duyduğu maddelerin (örneğin, mineraller ve elementler) hayat için hazır bulundurulması, bilinçli bir düzeni göstermektedir.
5. Hizmet ve Hikmet:
Bu düzen ve hizmetlerin hepsi, yeryüzünün bir hazine gibi canlılar için hizmet ettiğini ve bu hizmetlerin hikmetle (bilinçli bir planla) tasarlandığını ifade eder.
kainattaki olaylardan hareketle Allah’ın varlığını ve birliğini delillendirmeyi amaçlayan tefekkür metodunun bir parçasıdır. Özellikle tabiat olayları ve düzen, yaratıcı bir gücün varlığını kavramada anahtar olarak sunulmaktadır.
Abstractist
@Abstractist
·
Geçen şehadet gibi; dağlar, zelzele tesiratından zeminin muhafaza ve sükûnetine ve içindeki inkılabat fırtınalarından selâmetine ve denizlerin istilasından halâsına hem havanın muzır gazlardan tasfiyesine ve suların iddiharına ve zîhayatlara lâzım maddelerin hazinedarlığına ettiği hizmetler ve hikmetler ile Vâcibü'l-vücud'un vücuduna ve vahdetine şehadet ettiğini…