Abstractist

Hem semavat meydanında, denizinde, fezasındaki yıldızlar ise mutî neferler, muntazam sefineler, hârika tayyareler, acayip lambalar gibi vaziyetiyle, senin saltanat-ı uluhiyetinin şaşaasını gösteriyorlar.
Sayfa 430·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
1. İnsanın Fıtratında Cemal-i Sermedî'ye Karşı Muhabbet İnsan, yaratılışı gereği sonsuz ve mükemmel bir güzelliği (cemal-i sermedî) sevecek şekilde yaratılmıştır. Eğer insan, bu sevgiyi tatmin edecek bir ebedî hayata kavuşamazsa, bu sevgi zamanla düşmanlığa (adâvet) dönüşebilir. Bu, insanın fıtratında var olan derin sevginin, tatmin edilemediğinde negatif bir tepkiye dönüşmesidir. 2. Aşkın Düşmanlığa Dönüşmesi Metindeki "Onuncu Söz" örneği üzerinden insan psikolojisi açıklanıyor: Bir dünya güzeli, kendisine âşık birini huzurundan kovuyor. Bu kişi, aşık olduğu kişiden ayrılınca, aşkının verdiği acıyla o güzellikten nefret etmeye başlıyor. "Ne kadar çirkindir!" diyerek güzelliği inkâr etmeye çalışıyor. Bu, insanın sahip olamadığı bir şey karşısında nasıl bir tavır aldığını gösterir. İnsanın içindeki sevgiyi, ulaşamadığı veya kaybettiği şeyin kusurlarını arayarak, hatta inkâr ederek bastırmaya çalıştığı vurgulanır. 3. İnsanın Bilmediği ve Erişemediği Şeylere Düşmanlık Etmesi İnsan, bilmediği şeylere düşmanlık edebilir. Bu, "bilinmeyene karşı korku" veya "anlayamama" hâlinden kaynaklanır. Ayrıca insan, ulaşamadığı veya sahip olamadığı şeylere düşmanlık ederek, kendi iç huzurunu sağlamak ister. Bu, insanın kendi eksikliğiyle yüzleşmek yerine, dışsal nedenler arayarak bu eksikliği telafi etme çabasını ifade eder. Sonuç: İnsanın Fıtratındaki Arayış Bu metin, insanın yaratılışında var olan ebedî güzellik arayışını anlamlandırır. Eğer bu arayış tatmin edilmezse: İnsan, sevgi yerine düşmanlık duymaya başlar. Fıtratındaki bu açlığı, sahip olamadığı şeyleri inkâr ederek veya kötüleyerek bastırmaya çalışır. Sonuç olarak, insanın gerçek tatmini, ancak fıtratında bulunan bu derin sevgi ve özlemin ebedî güzellikle buluşmasıyla mümkün olur. Eğer bu buluşma gerçekleşmezse,

Abstractist

@Abstractist
·
Eğer insan ebede gidip bâki kalmazsa fıtratındaki cemal-i sermedîye karşı olan esaslı muhabbet yerine adâvet bulunacaktır. Onuncu Söz'ün hâşiyesinde beyan edildiği gibi bir zaman bir dünya güzeli, bir âşığını huzurundan çıkarıyor. O adamdaki aşk, birden adâvete dönüyor ve diyor ki: "Tuh! Ne kadar çirkindir." diyerek kendine teselli vermek için cemalinden küsüyor, cemalini inkâr ediyor. Evet, insan bilmediği şeye düşman olduğu gibi, eli yetişmediği veyahut tutamadığı şeylerin adâvetkârane kusurlarını arar, âdeta düşmanlık etmek ister.
Eğer insan ebede gidip bâki kalmazsa fıtratındaki cemal-i sermedîye karşı olan esaslı muhabbet yerine adâvet bulunacaktır. Onuncu Söz'ün hâşiyesinde beyan edildiği gibi bir zaman bir dünya güzeli, bir âşığını huzurundan çıkarıyor. O adamdaki aşk, birden adâvete dönüyor ve diyor ki: "Tuh! Ne kadar çirkindir." diyerek kendine teselli vermek için cemalinden küsüyor, cemalini inkâr ediyor. Evet, insan bilmediği şeye düşman olduğu gibi, eli yetişmediği veyahut tutamadığı şeylerin adâvetkârane kusurlarını arar, âdeta düşmanlık etmek ister.
1. İnsan Fıtratı: Sonsuz Güzelliğe Özlem ve Sevgi İlk olarak, insanın yaratılışı itibarıyla sonsuz bir güzelliğe (Cemal-i Bâkî) karşı hem bir özlem (müştak) hem de sevgi (muhib) taşıdığı ifade ediliyor. Bu, insanın geçici olan hiçbir şeyle tatmin olamamasını açıklar. Çünkü insan, fıtratında sonsuza ait bir kapasite ve arayış taşır. Bu özlem: Dünyevî mutlulukların geçiciliğiyle çelişir. İnsanın dünyevi şeylerle yetinmeyip sürekli daha fazlasını istemesi, bu ebedîlik arayışından kaynaklanır. Ebedî olanla bağ kurmaya yöneltir. İnsanın güzellik, iyilik ve doğruluk arayışı, sonsuz bir varlık olan Allah’a duyulan derin bir özlemi ifade eder. 2. Geçici Olanla Yetinememe ve Hayal Kırıklığı İnsanın bu ebedî özlemi, geçici (zâil) olanlarla tatmin olmasını engeller. İnsan, dünyadaki güzelliklerin veya değerlerin bir şekilde son bulduğunu gördüğünde tatminsizlik yaşar. Özellikle: Ulaşamadığı veya elinden kaçırdığı bir hedef ya da maksattan (amaçtan) dolayı hüzün ve elem duyar. Bu durumu hafifletmek için ya hedefinin kusurunu arar ya da bu hedefe ulaşamamış olmanın verdiği acıyı bastırmaya çalışır. Bazen bu bastırma, gizli bir öfkeye dönüşebilir. Bu durum, insanın dünya hayatındaki sıkıntılarla mücadele ederken neden derin bir tatminsizlik yaşadığını ve kalıcı bir huzur arayışı içinde olduğunu açıklıyor. 3. Kâinatın ve İnsanın Yaratılış Amacı Metin, kâinatın insan için yaratıldığını ve insanın ise Allah’ı tanımak (marifet) ve O’nu sevmek (muhabbet-i İlahiye) amacıyla yaratıldığını vurgular. Burada insan ve kâinat arasında bir uyum ve karşılıklı ilişki vardır: Kâinat: İlahi İsimlerin Aynası Kâinat, Allah’ın isimlerinin (esma) yansımalarını gösteren bir ayna gibidir. Her varlık, O’nun güzelliğini, kudretini ve hikmetini sergiler. İnsan, bu tecellileri görüp O’nu tanımak ve

Abstractist

@Abstractist
·
Evet, madem insan fıtraten bir Cemal-i Bâki'ye müştak ve muhib bir surette halk edilmiştir. Ve madem bâki bir cemal, zâil bir müştaka razı olamaz. Ve madem insan bilmediği veya yetişemediği veya tutamadığı bir maksuddan gelen hüzün ve elemden teselli bulmak için, o maksudun kusurunu bulmakla, belki gizli adâvet etmekle kendini teskin eder. Ve madem bu kâinat, insan için halk edilmiş ve insan ise marifet ve muhabbet-i İlahiye için yaratılmış. Ve madem bu kâinatın Hâlık'ı, esmasıyla sermedîdir. Ve madem esmalarının cilveleri daim ve bâki ve ebedî olacaktır; elbette ve herhalde insan, bir dâr-ı bekaya gidecek ve bir hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaktır.
Evet, madem insan fıtraten bir Cemal-i Bâki'ye müştak ve muhib bir surette halk edilmiştir. Ve madem bâki bir cemal, zâil bir müştaka razı olamaz. Ve madem insan bilmediği veya yetişemediği veya tutamadığı bir maksuddan gelen hüzün ve elemden teselli bulmak için, o maksudun kusurunu bulmakla, belki gizli adâvet etmekle kendini teskin eder. Ve madem bu kâinat, insan için halk edilmiş ve insan ise marifet ve muhabbet-i İlahiye için yaratılmış. Ve madem bu kâinatın Hâlık'ı, esmasıyla sermedîdir. Ve madem esmalarının cilveleri daim ve bâki ve ebedî olacaktır; elbette ve herhalde insan, bir dâr-ı bekaya gidecek ve bir hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaktır.