Vahşi sırıtışlarla, — İyi günler, iyi akşamlar! diye bağırdılar. En gençlerinden biri olan ve müebbet kürek cezasına mahkûm edilmiş kurşuni yüzlü bir delikanlı kıskançlıktan bana bakarak: — Ne kadar mutlu olmalı! Kellesi kopacak. Elveda dostum! dedi.
Yeniden beliren güneş âdeta bütün bu beyinleri ateşe vermişti. Kürek mahkûmları sanki çırpınırmış gibi hep birlikte ayağa kalktı. Ellerin birleştiği beş zincir kolu andıran zincirli bir çember etrafında geniş bir halka oluşturdu.
Bu arada bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor, avluda su birikintileri arasında sırılsıklam olmuş çiplak kürek mahkûmlarından başka kimse görünmüyordu. Gürültülü gevezeliğin ardından avluya kasvetli bir sessizlik yayılmıştı. Titriyor, dişleri takırdıyor, sıska bacakları, yamuk yumuk olmuş dizleri birbirine çarpıyordu; morarmış bedenlerine o ıslak gömlekleri, yağmurla sırılsıklam olmuş ceket ve pantolonları giydiklerini görmek insanın içini sızlatıyordu.
Otuz civarında mahkûm çıktığında parmaklık yeniden kapandı. Onları sopayla hizaya sokan bir gardiyanın önlerine çadır bezinden bir gömlek, ceket ve pantolon atıp işaret verdiği an soyunmaya başladılar. Tam o sırada beklenmedik bir olay bu aşağılanmayı bir işkenceye dönüştürdü."