Rüzgârın Şarkısını Dinle, Murakami'nin ilk romanlarından biri ve sanki bir yazarın günlüğünden fırlamış gibi samimi bir havası var. Kitap, müzikle içli dışlı, kendi halinde bir gencin hikayesini anlatıyor. O karakteristik Murakami atmosferi burada da var - plak dükkanları, kitaplar, gece yarıları içilen biralar... Ama diğer kitaplarına göre daha sade, daha 'ham' diyebilirim. Sanki Murakami burada henüz kendi sesini arıyor gibi.
Bazı sayfalarda kendinizi bir caz parçasının ritminde kaybolmuş gibi hissediyorsunuz. Yalnızlık, kayıp hissi ve geçmişin ağırlığı o kadar iyi anlatılmış ki, özellikle büyük şehirde tek başına yaşayanlar çok tanıdık gelecek bu duygulara. Belki de en sevdiğim yanı, her şeye rağmen devam etmenin o küçük mucizelerini anlatışı.
Murakami sevenler için bir hazine bu kitap. Diğer romanlarındaki gibi karmaşık değil ama içinde öyle anlar var ki, okuduktan sonra uzun süre sizi bırakmıyor. Eğer hayatın küçük detaylarındaki büyüyü fark eden, müzikle aranız iyiyse ve bazen içinize dönmek istiyorsanız, bu kitap tam size göre.
Kitabın adını veren o unutulmaz cümle:
"Rüzgârın şarkısını dinle… Çünkü o, sen duymasan da hep oradadır."