Dünyayı tanıdıkça hoşnutsuzluğum daha da artıyor; her geçen gün insan karakterinin tutarsızlığına ve akıllı, duygulu görünenlere bile güvenilmeyeceğine olan inancım güçleniyor."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Geri kalmış Finlandiya'nın doğum sancıları idi
profesörü, doktoru, papazı birçok mücadele ruhuna sahip önderlik eden kişilerle halkı Aydın bir geleceğe taşımışlardır
Her Vatansever ; idealist,mücadele ruhuna sahip ögrenmeye değiştirmeye açık olmalıdır çünķü bir kişi bir toplumdur.Toplumun hem ahlakına,eğitimine hem ailelerin yetiştirme biçimlerine kadar değinirken nüfuslu,eğitimli bir toplum hedefliyor ..
Fin halkının ilk dilini tarihini koruyarak yaygınlaştırarak var ederek başlıyor
Atalarımızın dili yok olursa halk da tükenir ve yok olur
Bir başka kahraman Tüccar yarvinen sorguladığı adalet anlayışı ve sonrasında Tanrı ile kurduğu bağ ...
Tanrı ile ilişkisini onarmaya çalışması ..
Her bir fert önce vatanı için ne yapabilirim demeli ve bu bir kaç soru ile insanın iç dünyasını sarsıyor zira sorular her zaman buldururur insana kendi kendisini...
*Hayatı inşa etmeye ne zaman başlayacaksınız?
*Neden hiçbirşey yapmıyorsunuz hayatı daha yaşanabilir kılmak için neden çalışmıyorsunuz ?
Hz. Hüseyin'in, Küfe Süvarilerine son hitabinda söylediği hadis.
"Ey insanlar! Resûlullâh Aleyhisselâm buyurmuştur ki: Kim, zâlim bir sultanın, Allah'ın haram kıldığını helallaştırmak istediğini, Allah'ın ahdini bozduğunu, Resûlullâh'ın Sünnetine muhalif olarak Allah'ın kullarına düşmanlık ettiğini ve günah işlediğini görür de, onu, fiille veya sözle değiştirmeğe çalışmazsa, Allah'ın, zâlim sultanı sokacağı yere (Cehenneme) onu da, sokması üzerine düşen bir hakdır!"
*"Bir adam, ihram halinde elbiseye sivrisinek kanı bulaştığı, yahut bir sineği öldürdüğü zaman ne yapmak lâzım geleceğini Ibn Ömer'den sormuştu. İbn Ömer, ona:
'Sen nerelisin?' diye sordu.
Adam:
Iraklıyım! deyince, İbn Ömer:
Hele şuna bakın! Resûlullah Aleyhisselamın oğlunu öldürdüler de, şimdi bana sivrisineğin kanından dolayı ne yapmak lâzım gele ceğini soruyor!
Halbuki, ben Resûlullah Aleyhisselamın:
Hasan ve Hüseyin ki, onlar benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır! buyurduğunu işitmişimdir dedi
İnsanın ruhsal durumu sadece soyut anlamlarla mı şekillenir? Karar mekanizmamız sadece okuduklarımız, ya da duyduklarımızla mı gelişir?
Bedensel içgüdülerimiz, kaygılarımız, düşüncelerimiz sadece anlatılanları özümseyerek mi ortaya çıkar? Özgüvenimiz, içinde bulunduğumuz durumlara kattığımız anlamlar,
olayları yorumlama ve eylemlerimizi harekete geçirme ya da geçirmeme sadece elle tutamayıp fiziksel anlamda nüfus edemediğimiz şeylerle mi olur. Tabi ki hayır diyorum
çünkü vücudumuza giren her şey mutlaka her anlamda hem bedenen hem de ruhen bir iz bırakır ve bırakılan izler de bizi her anlamda etkiler.
Düzenli ya da düzensiz olarak her gün uyguladığımız yeme içme seanslarının bizi iyi ya da kötü yönde etkilemediğini kim söyleyebilir.
İnsan beyninde bulunan 80 milyar nöronun birbirleriyle olan etkileşimini ve bu etkileşimin bizi hangi düşüncelere maruz bıraktığını, maruz bırakılan
etkilerin nelere sebep olduğunu herkes kendine göre yorumlayıp saatlerce anlatabilir. Peki bunlara sebep olan şey nedir hiç düşündünüz mü?
Nedir nöronlarımızı dans ettirip onların birbiriyle sinaps (bağlantı) yapmasını sağlayan ve bu sinapsların beynimizde bıraktığı, bize hissettirdiği
şeyler. Herkes olayın sonuç aşaması ile ilgilenir genelde. Yani bir düşünceye sebep olan şey yerine o düşüncenin sonucuna bakılıp ona göre karar verilir.
Oysa neyin hangi düşünceye sebep olduğu bilinse ve ona göre davranılsa hayat ne kadar güzel olurdu öyle değil mi? Ama gelin görün ki biz insanlar her zaman
neden-sonuç ilişkisi kuramıyoruz. Çünkü sonucu benimsemek ve yadırgamak daha kolayımıza geliyor. Böylece sonuca etki eden faktörler gözümüzün önünde kelebek misali
uçup gidiyor. Bizde arkasından el sallıyoruz
Sofi kıyafetinden sıyırın
Hz. Süleyman zamanında bir kuş, kanadını bir sofînin kırdığından şikâyet ile Hz. Süleyman’a gelmiş. Hz. Süleyman da o kuşun şikâyetçi olduğu sofîyi huzuruna getirtip sormuş:
— Bak, bu kuş senden şikâyetçi. Niye bu kuşun kanadını kırdın?
Sofî cevap vermiş:
— Sultanım, Allah bu mahlûkatı bizim emrimize musahhar kılmıştır. Ben bu kuşu avlamak istedim, önce kaçmadı. Yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacakken kaçmaya çalıştı. O esnada da kanadını incittim. Ona kaçması için fırsat verdim, fakat o bekledi. Adeta “Gel beni tut, ne istiyorsan yap,” dedi.
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa hitaben demiş ki:
— Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Neticede sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun.
Kuş, Hz. Süleyman’a şöyle cevap vermiş:
— Efendim, ben onu sofî kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı o zaman hemen kaçardım. Fakat bundan bana zarar gelmez diye öylece bekledim.
Hz. Süleyman bu savunmayı beğenmiş ve kuşu da haklı bulmuş. Kısasın yerine gelmesi için:
— Kuş haklı. Hemen bu sofînin kolunu kırın, diye emretmiş.
Kuş o anda:
— Efendim, böyle yapmayın! diye feryat etmeye başlamış.
— Ne yapayım?
diye sormuş Hz. Süleyman.
— Efendim, bunun kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapmaya kalkar.
Bu söz üzerine Hz. Süleyman:
— Peki, ne yapalım? diye sormuş tekrar.
Kuş bu sefer şöyle cevap vermiş:
— Siz bunu sofî kıyafetinden, libasından sıyırın! Sıyırın ki benim gibi kuşlar aldanmasın