Sevdiği kadının herkesin en güzeli olduğunu, tutkulu bakışların hep ona çevrildiğini görmek, gözlerinin arılıkla saklanan ışığının yalnız kendisine geldiğini bilmek; sesinin ayrımlarını, yürekte insanların oyalanmalarına karşı yiyip bitirici bir kıskançlık duyulsa bile, görünüşte hafif ya da alaylı sözlerinde, değişmeyen bir düşüncenin kanıtlarını bulacak ölçüde tanımak bir genç adam için ne büyük bir sarhoşluktur.
Yetenekli bir çocuğun hak ettiği eğitimi alıp almayacağı hangi aileye doğduğu gibi bir tesadüfe bağlıyken “demokrasiyi savunma” laflarımız zırva kalıyor.
İçgüdüsel duyguları ayakta tutan kökler öyle çoktur ki, kendisinden umut kesilmesi fazla pahalıya mâl olan bir annenin uyandırdığı saygılı dehşete öyle çok bağ saklar ki, sevgimizin yüce yanlışlığı, yaşam içinde daha çok yol alıp da onu kesin bir biçimde yargılamamıza dek sürdü. O zaman da çocukların öç alışları başlar; geçmişteki umut kırıklıklarından doğmuş, getirdikleri çamurlu molozlarla kabarmış ilgisizlikleri mezara dek uzanır.