Tuhaf ama o âna kadar sağlıklı, bilinçli bir adamı yok etmenin ne anlama geldiğini tam idrak edememiştim. Mahkûm su birikintsine basmamak için yana adım atınca sürmekte olan bir hayatı kısa kesmenin ne denli gizemli, ne denli yanlış olduğunu gördüm. Bu adam ölmekte değildi, biz nasıl canlıysak o da canlıydı. Vücudundaki tüm organlar çalışıyordu - bağırsakları yiyecek sindiriyor, derisi yenileniyor, tırnakları uzuyor, dokuları oluşuyordu-, hepsi de budalaca bir ciddiyetle didiniyordu. Darağacında dururken, aşağı düşerken,ölmesine saniyenin onda biri kalmışken de uzamaya devam edecekti tırnakları. Gözleri sarı çakıltaşlarıyla gri duvarları görüyordu, beyni ise hâlâ hatırlıyor, öngörüyor, mantık yürütüyordu -su birikintileriyle ilgili bile mantık yürütüyordu. O ve biz aynı dünyada yürüyen, aynı dünyayı gören, duyan, hisseden bir grup adamdık; iki dakika içinde ani bir çatırtıyla birimiz yok olacaktı- bir zihin eksilecek, bir dünya eksilecekti.