Selamm Uzun aradan sonra okumalarimdan bahsetmediğimi farkettim
Bazen bir kitap, yalnızca kelimelerden ibaret değildir; bir yara bandı, uzun bir iç çekiş veya ruhunuzun derinliklerinde yankılanan tanıdık bir sestir. "Sarı Yüz" benim için tam olarak buydu. Elime aldığım ilk andan itibaren, kapağındaki o sade, sarı yüzün ardında nasıl bir fırtına gizli olduğunu hissettim.
Bu bir aşk hikâyesi mi? Bir kayıp hikâyesi mi? Yoksa sadece yaşamın o kekremsi tadını anlatan bir ağıt mı? Cevabı bulmak için satırlarda ilerlerken, aslında her sayfasının kendi içimde kaybettiğim veya unuttuğum bir parçayı ortaya çıkardığını fark ettim.
Yazar, öyle incelikli bir dille örüyor ki duyguları; sanki her cümle kalemin ucuyla değil, yazarın kendi nefesiyle yazılmış. Karakterlerin acısı, mutluluğu ve o derin yalnızlığı size o kadar bulaşıyor ki, bir noktadan sonra siz de o sarı yüzün gölgelerine karışıyorsunuz. Özellikle yalnızlık teması... Kitap, yalnız kalabalıklar içinde nasıl bir "yabancı" hissettiğimizi fısıldıyor. Herkesin güldüğü bir odada, köşede oturan ve içinden geçenleri kimseye anlatamayan o sarı yüz oluveriyoruz.
"Sarı Yüz" bittiğinde, sayfaları kapattım ve uzun süre öylece durdum. Boğazımda bir yumru, gözlerimde biriken ama akmayan bir yaş vardı. Bu, bir son değil, bir başlangıç hissiydi.
Kitap, bize duygularımızdan kaçmak yerine, onlara cesurca bakmayı öğütlüyor. Her birimizin içinde bir yerlerde, güneşin altında kalmış ama zamanla solmuş, belki biraz da hırpalanmış bir "sarı yüz" var.
Bu kitabı okumak, eski, küflenmiş bir anı defterini açmak gibiydi. Acıttı, ama iyileştirdi de. Eğer kalbinizin derinliklerine dokunacak, size siz olduğunuzu hatırlatacak, kırılganlığınızı kucaklayacak bir yol arkadaşı arıyorsanız, bu sarı yüz tam da aradığınız kişi olabilir.
Bana