Sevgili Tarık Buğra’nın okumuş olduğum ilk kitabı. Cumhuriyet dönemi yazarlarından olan Tarık Buğra bu kitabında Nahit isimli bir karakterin tiyatroya adamış olduğu bir yaşamı ve burda karşısına çıkan Hatice isimli bir kadınla ilişkisini anlatıyor. Yer yer psikolojik tahliller yaptığı lezzetli bölümleri de olan güzel bir romandı diyebilirim. İnsan ilişkilerinin analiz edildiği, alınan kararlar verilen tepkilerin altındaki motivasyonu size hissettirmekte. Dili sade, olay örgüsü akıcı ancak durağan bir temposu olan bu romanda yer yer Nahit’in saflığına, Hatice’nin gelgit davranışlarına kızıyor insan.
Edebi açıdan sarsıcı bulmasam da düşünsel olarak etkilendim diyebilirim. Beni vuran noktası şuydu: adanmışlık… İster istemez sordum kendime “ Sen hiç tutku ile bağlandığın bir işe kalkıştın mı?” diye. Romanın konusu, dili etkileyici mi bir şey diyemiyorum ama bende sorgulattığı bu mesele ile hoş bir yerde iyi ki okudum dediğim bir listede kendine yer edindi…
Aşk ya vardı, ya yoktu. Varsa ne zamandan beri hesap, kitap, taktik, maktik meselesi olmuştu? İnsan kendini ona bir temmuz ikindisi, güneşi binbir parça etmiş sulara dalar gibi koyvermeliydi. Mertçesi yiğitçesi bu idi işte …