“Tekmil dünyadaki karınca kardeşlerimiz kitap okuyor, çalışıyor, düşünüyorlar.”
“Bundan bir şey çıkmaz ki” dedi başbuğ. “Kitap okumakla, tutsak karıncaların arasında çalışmakla filler yenilmez ki…”
“ Bak başbuğ kardeşim, beni dinle, onları örgütlüyorum da…
Bir gün bir yolu bulununca, tekmil karıncalar fillerin üstüne saldırınca…”
Bireycilik ateşini korkuyla birlikte körükleyeceksiniz, onların hepsi biz kardeşiz, yoldaşız derler, aldırmayacaksınız. Onların çoğunun içinde bir bireycilik ateşi sonsuzca yanar, karıncaların birbirlerine düşmanlığı bu bireycilikten doğar, ölüm, yılgınlık, sevgisizlik bu bireycilikten doğar. Hiçbir kırımızı sakalın birbirine sevmesine fırsat, izin vermeyeceksiniz. Bunlar birbirini sevmeye başladılar mı, sevginin olduğu yerde bireycilik barınamaz, korku, aşağılanma barınamaz, zinhaaar, sevgiye izin vermeyeceksiniz. Bunlar birbirlerini sevmeyi öğrenirlerse bizi de, filleri de erinde gecinde yenmenin bir yolunu bulurlar. Zinhaaar, bunlara birbirlerini sevdirmeyeceksiniz.
Soylu kardeşlerim, Tanrı kimseyi insanın düştüğü yere düşürmesin, insanoğlu bezirgan olduktan sonra her şeyi alıp sattıktan sonra, insan olmaktan da çıktı. Yüreği alıp sattı insanoğlu, yürek yüreklikten çıktı. Aşkı, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, barışı, arkadaşlığı, kandaki sıcaklığı, güzelliği alıp sattı insanoğlu, insanoğlu insanlıktan çıktı oburlaştı. Biriktirme hastalığına tutuldu. O sebepten, sayın yaratık kardeşleri, insanları bugün bu mutlu günümüze çağırmadım. Korktum da çağırmadım. Şu mavi tahtı var ya, bir görmesinler, bu çağıl çağıl ışık boşanan sarayı gözleri bir görmesin, hemen ne yapar yapar da alır satarlar. Hiçbir mümkünatı yok, alır da satarlar. Bu saray da, taht da alınıp satıla satıla hiçbir işe yaramadan eskir, kırılır, yıkılır gider.