doğrusu, vaktinde belli bir kurgu dünyasıyla bağ kurmuş birisi değilim. ne harry potter ne percy jackson ne de narnia günlüklerinin müptelası oldum, bilakis hakkında pek çok şey okumama karşın hiçbiri beni büyüleyemedi. sanırsam fantezi dünyalarının sadece ve sadece çocukluğunu seviyor, ana karakterler büyüdükçe çevrelerini saran politika ve erişkinliklerden hiç haz etmiyordum. bundan dolayı olsa gerek, altıncı sınıftan sonra bu tarz kitapların kapaklarını dahi açmayı bırakmış ve bu türün eserlerinin zamanla bereketsizleştiğine karar vermiştim.
ancak bundan iki yıl kadar önce, yerdeniz hikâyeleri adlı ghibli filmini seyrettim. filmi beğenmemiş ve olayları anlatamadığına kanaat getirmiştim. lakin bu kitabı merak etmeme engel olamamış, aradan bir yıl geçmesine rağmen asıl eseri satın almamla sonlanmıştı.
kitabı iki gün içinde okuyup tüketebileceğim bütün ürünlerini tükettikten sonra da buraya inceleme yazmaya karar verdim. hesabıma girerseniz keza siz de fark edeceksiniz ki ben inceleme yazan, duygularını sıkça kaleme alan birisi değilim lakin yerdeniz büyücüsü de öyle sıradan bir kitap değil. pekâlâ, madem özel, neyiyle özel?
ilk olarak yazar hanımın büyük bir titizlikle işlediğine emin olduğum dünyadan; gont’tan ve roke’dan, kulak adasından tut uçyörelere kadar uzanan adacıklardan, osskil, iffish ve pendor da dahil olmak üzere yerdeniz’den bahsetmek istiyorum. zira ilk birkaç bölümde zorlansanız dahi çabucak kavrayabileceğiniz, sizi haritayı okumaya iten, böyle canlı ve güzel bir yer yaratmak her yazarın altından kalkabileceği bir iş değildir. fakat yazarın kaleminin gücü güzel diyarlar yaratmakla da bitmiyor, o yer yer kasvet yer yer de neşe dolu kırlara iyi karakterler yazmayı da başarıyor. kitabın ana karakteri, ged, şüphesiz son yıllarda okuduğum en insansı