Fransa’da, Le Pen’in “Ulusal Cephe”si “tehlikeli ve fark edilmeyen bir şekilde” Fransız siyasal alanındaki sınıfsal “yoksul-varsıl” karşıtlığını ulusal “Fransız-
yabancı” karşıtlığı haline dönüştürmüştü. Öyle ki komünist ve sosyalist partiler bile bu değişimin dışında kalamamışlardı . Bourdieu’yü siyasal alana sadece bir sosyolog olarak değil, biraz da aktör olarak sokan “acil durum”u yaratan önemli faktörlerden biriydi bu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Siyaset, bir yandan seçimler dolayısıyla
“seçmen”lere, öte yandan da verilen hizmetin niteliği bakımından “vatandaş”lara bağlıymış izlenimi veriyorsa da, bu durum aldatıcıydı. “Siyasal çıkar”, aslında,siyasetçi-vatandaş ilişkisinden ziyade siyasal ajanların
kendi aralarındaki ilişkilerden (ittifak, rekabet ve kavgalardan) doğan bir çıkar şekliydi. Bu görüşe göre en “idealist” siyasetçiler de “idealizm”e yatırım yapmayı çıkarlarına uygun bulan siyasetçilerdi. Kısaca, siyasetçilerin bizlere önemli siyasal sorunlar olarak sundukları sorunların büyük bir kısmı, sadece kendi farklılıklarını ortaya koymak, çıkarlarını korumak için yarattıkları ve sadece kendi açılarından önemli sorunlardı.
Marksist teoride toplumsal sınıf konusunda “ilişkiler” yerine “tözler” (substance) esas alınıyor. Bunun sonucu olarak da, “entelektüalist yanılsama” ile, bilimsel çabayla üretilmiş, teorik bir olgu olan “sınıf” olgusu, sınırları, sayısı ve üyeleri belli sabit bir nesne, bir “töz” gibi sunuluyor.