Marx Kapital’de ve Gotha Programı’nda
“çalışmayı ortadan kaldırma”yı savunurken aslında kapitalizmin yabancılaştırıcı çalışma düzenini kastediyor ve herkesin çalışmasının kendi kişiliğinin ifadesi ve zenginleşmesi olduğu bir düzeni (komünist düzeni) savunuyordu . Oysa burjuva ideolojisi, psikoloji ve kültürel antropoloji ve bunlara dayanan “alan araştırmaları” ile insanı kapitalizme uyumlu kılan mekanizmaları savunuyor ve pekiştiriyordu. Hatta doğa bilimleri paralelinde, klinik tecrübeleriyle beslenen psikanaliz bile, somut bir psikoloji olma iddiasına rağmen, aslında tarihten ve toplumsal ilişkilerden kopuk bir şekilde kapitalizme adaptasyon reçeteleri geliştirmişti.
Ne var ki, iş bölümünden etkilenenler yalnızca kol işçileri değildir....
Öğrenim ve kültür aracılığıyla zihnin gelişmesi, neredeyse bütünüyle, pratik şeylerden koparılmış bir kuramsal etkinlik ve kitaptan öğrenme meselesi olup çıkmıştır .Genelde eğitim sistemi ve özelde üniversiteler, bu entelektüel tek yanlılığı kutsallaştırır ve ete kemiğe büründürür. Öğrenim, eğitim kurumlarıyla sınırlanmış ve daha geniş toplumun etkinliklerinden ayrılmıştır . Dahası, bu kurumların içinde modern âlimlik bir tür entelektüel “detay çalışması” haline gelmiştir ve emekçi eski imalat atölyesine ne ölçüde kapatılmış ve sınırlanmışsa, modern akademisyen de bilgisine ve etkinlik sahasına o ölçüde kapatılmış ve sınırlanmıştır: Kendi küçücük uzmanlığı dışındaki alanlar konusunda tamamen cahildir ve geniş halk kitleleri şöyle dursun, diğer alanlardaki akademisyenlerle bile iletişim kurmaz .