Kuşkusuz Marx, bir bakıma, XIX. yüzyılda “Saint-
Simon’dan Jules Ferry’ye uzanan ilerlemeci akım içinde” bir yer işgal ediyordu. Yalnız arada önemli bir fark vardı:‘İlerleme’nin ereği, Marx için ne liberalizm ne de modernlik anlamına geliyordu. Kapitalizm ise hiç değildi. Tam tersine ilerleme ilkesi, kapitalizmin kendi kendini diyalektik olarak yadsımasında ve sosyalizmi kaçınılmaz kılmasında yatıyordu. Bu bakımdan Marx’taki ilerleme fikri, daha önceki düşünürlerden (örneğin A. Comte
pozitivizmindeki “düzen içinde ilerleme” fikrinden)tamamen farklıydı
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Marx’ın uzun yıllara yayılan çalışmasının ürünü olan Kapital, pazar ekonomisini daha ilk cümleden itibaren bir “mal bolluğu” olarak betimler ve bu üretim biçiminde, tarihte ilk defa olarak mallar arasındaki ilişkilerin insanlar
arasındaki ilişkileri arka plana atarak onların yerini aldığını ve bunun da bir “mal fetişizmi” yarattığını söyler.
“günümüzde, sadece, kişiliğini ortaya koyabilmek için her türlü araçtan dışlanmış olan proleterler, üretim güçlerinin bütününü ele geçirerek ve bu sayede tüm yeteneklerin
gelişmesini sağlayarak, artık kısıtlı olmayan, bütünsel bir kişiliğe ulaşacak durumda bulunuyorlar”
Fikir (ideoloji) üretimini maddi üretim sürecinden bağımsız inceleyen Alman “ideolog”ları (Feuerbach,Bauer, Stirner), “evrensel kategori”leri kutsal ve egemen güç odakları sanarak vahim bir metodolojik hataya düşmüşlerdi. Oysa Marx’ın Alman İdeolojisi’nde
geliştirdiği düşünce tarzı tamamen ters yöndeydi.