Varlığın temeli, değişmeyen bir töz değildir. Temel töz,
kendisiyle özdeş kalmayan bir şeydir, başsız ve sonsuz bir
değişmedir, karşıtların savaşıdır, sonsuzca akan bir süreçtir.
Mantık, düşüncenin çelişkilerini çözmek ve aşmak, tekiller halinde bölünmüş dünyayı bağıntılı bir bütün halinde, kavramlar ve kategoriler dü‐
zeyinde ele almak için bir araçsa, alet de bu işlevin bir başka düzeyde, pratik düzeyde yerine getirilmesinin aracıdır. Böylece mantık ve alet , dünyanın insanileştirilmesinin iki temel etkinliğini, teoriyi ve pratiği temsil ederler.
Alet, insan ve üzerinde etkinlikte bulunulan nesne arasında doğuyor; bir bağıntı, bir ilişki olarak ortaya çıkıyor. Bundan ötürü nesnenin olduğu kadar, bu nesneyi kavrama ve onu elde etme yollarını tasarlama yeteneği bakımından belli bir düzeyde bulunan öznenin düşünsel ve fiziksel özelliklerini de kendisinde yansıtıyor. Öznenin özellikleri alete, nesnede yansıyarak dönmüş, orada kırılmış ve nesneye uyarlanmış haliyle geçiyor. İlişki, özneyi kendi güçleri hakkında uyandırıyor, kendisini ifade edebileceği, özelliklerini örgütleyip biçimlendirebileceği, yoğunlaştırıp etkili kılabileceği bir araca yönlendiriyor.
Gene aletin gittikçe karmaşıklaşan yapısına bakarak, insanın üzerinde etkinlikte bulunduğu nesneyi yalnızca daha çok işe yarar parçaya ayırmakla kalmayıp, parçalamayı zihinsel işlemler biçiminde ve genelleme düzeyinde de yaptığını,ayırdığı özellikleri, tekil durumlar olarak değil, pek çok nes‐
nede ortaklaşa bulunan ve tek bir alet üzerinde birleştirilebilir özellikler olarak sınıflandırdığını söyleyebiliriz. Böylece alet, pek çok nesnenin, seçilmiş, arındırılmış, düzeltilmiş özelliklerinin genelleştirilmiş bir sentezini ve zorunlu, tekrarlanabilir ilişkilerin biçimselleştirilmesini temsil ediyor.