Lacanyen kuramda gerçek bizi çevreleyen dış dünyanın eş anlamlısı değildir. Gerçek ruhsal
dünyada konumlanan bir yapıdır (Nasio, 2009). Gerçek Lacan’a göre dilin de dışında olandır. Bu nedenle her çeşit sembolleştirmeye karşı koymaktadır. Lacan gerçeği imkansız olarak tarifler ve de simgesel düzen ile simgesel düzene dahil edilemez olarak tarifler. Bununla birlikte her daim bu iki düzeni çevreler ve bu düzenlerde gedikler açar. Lacan sembolleştirilemeyenin gerçekten geri geleceğini iddia eder. Sözleri sembolik düzende dışarıda tutulan ve gerçek düzenden
tekrardan geri dönen psikotik kişilerde olduğu gibi .
İmgesel dönem, imgelerin, özdeşleşmelerin ve idealleştirmelerin kayıtları ise de aynı zamanda dilin, var olan düzenin ve kültürün alanı olan simgesel düzen ile yapılanır ve tutulur.
Lacan’a göre bebek annesi ile ayna evresi denen bir dönemi yaşar. Bu dönemde bebeğin kendine yabancılaşması ve özdeşleşmesinin başladığı dönemdir diyebiliriz. Bebek ayna da kendisini ya da kendi aksini görünceye kadar annenin bir uzantısı ya da bir parçası olarak yaşamına devam eder. Kendini besleyen ve koruyan annesi ile bir bütünlük duygusu yaşar.
...özne analistin arzusuna boyun eğmiş olarak kendisini sevdirerek, sevgi olan bu esas sahteliği kendiliğinden önererek onu bu boyun eğmede aldatmayı arzular" [SXI, 282], Analizin can alıcı noktasını tanımladığımız anda duygulara kanmak söz konusu değildir. Aktarımda bile "sevmek" her zaman "esas olarak sevilmeyi istemek" olarak kalır.