Bir disiplini insanı hakikate götürme kapasitesiyle ölçen Platon, bilimin, ama esas olarak felsefenin insanı hakikate götürdüğü yerde, taklidin taklidini yapan sanatın onu hakikatten uzaklaştırdığı düşüncesiyle sanatı ve sanatçıları, kurduğu ideal devletinden atmaya yönelmişti. Buna göre Platon sanatın şeylerin gerçekliğin daha aşağı düzeydeki bir kopya aracılığıyla taklidi olduğu düşüncesinden hareketle onun felsefenin başdüşmanı olduğunu söyleme noktasına gelmişti.
Aristoteles'in Poietika'sı, işte bu temel üzerinden okunup, Platon'un sanata dönük bu sıkı reddiyesinden sonra, ona itibarını iade etme yönünde bir teşebbüsün ifadesi olarak değerlendirilebilir.
Bilimler, insanın sırasıyla bilme (theoria), eyleme (praxis), ve yapma ya da yaratma (poiesis) gibi üç temel etkinliği bulunduğu gerçeğinden hareketle sınıflanırlar.
İskender, fetihleri için Asya'ya doğru ilerlerken, Aristoteles de yarım bıraktığı bilimsel araştırmalarına dönmek ve bir eğitim ve araştırma merkezi kurmak üzere Atina'ya döner. Lykeum ya da "Lise" adıyla bilinen, tarihin tanıdığı bu ikinci büyük eğitim ve araştırma kurumunun kuruluş tarihi 335 yılıdır.
Kesin olan bir şey daha vardır ki Büyük İskender'le Aristoteles arasında hiçbir zaman sıkı bir dostluk ilişkisi oluşmamıştır; hatta fatihin, onun Yunanlıların barbarlardan mutlak üstünlüğü tezine aykırı olarak, Asya'nın fethine yönelip Batı uygarlığını Doğu medeniyetiyle birleştirmeye çalıştığı dikkate alınırsa, İskender'in onun öğütlerini dikkate almamış olduğu bile söylenebilir.