KeçilerinTanrısı

KeçilerinTanrısı
@AlbaDaCapra
Puan vermedi·472 syf.··
2022 6. kitabı
#kitapyorumu 《Dokunulmaz》 Yolunuz elbette hastaneye düşmüştür fakat ruh ve sinir hastalıkları hastanesine giden kişi sayısı oldukça azdır. Hem Erenköy hem de Bakırköy'le kesişti yolum. Hastanelerin o kaotik, huzursuz, bunaltıcı atmosferi yok oralarda. Sadece dinginlik ve huzur var. Oranın sakinleri bilinçlerinin farkında, kimse olmaya çalışmıyor, kimseye benzemek için efor sarf etmiyor. Buradan da anlayacağınız üzere anahtar kelimemiz: BİLİNÇ. Hiç, bir kokuyla birdenbire geçmişe gitmediniz mi? Geçti dediğiniz kabuslarınız yıllar sonra sizi uykunuzdan nefes nefese uyandırmadı mı? Zihin, bedenden bağımsızdır sevgili okur, bir oradadır bir burada. Kâh geçmişi yâd eder kâh geleceği hayal eder, bazen anda kalır bazen giden sevgilinin koynunda. Dilinin hayır dediğini çat diye önüne koyuverir. Zihin senindir, bilincin sana aittir ama kontrol edemezsin, belki de bilincin sana aittir kim bilir? Dokunulmaz, hükmedilmesi imkansız, DOKUNULMAZ bilincin romanı. Kornelyus'un Ezgisi ile ruha fısıldayan mantraları, Şedaraban ile arşa erdiren Nedret Kılıç'ın arşın ötesini resmeden kitabı. Arşın ötesinde bedenden bağımsız bir ruh, bir bilinç mevcut sevgili okur; inananların kalu bela dediği, bilimin bilinç altı diyerek adlandırdığı yer. Bilinci, bilinç akışıyla yazmış yazar, birçok bilince tercüman olmaya çalışmış. Dokunulmaz'daki karakterler, Teoman'ın bir şarkısındaki sözü anımsattı bana "Kayalar kesti ayaklarımı yine de, bir şey hissetmek güzel hâlâ." Hayat şartlarının hissizleştirdiği, yaşadığını sadece acı çekerek hissedebilen karakterler. Dokunulmaz, üçlemenin bence en zor okunan kitabıydı, zira bir bilincin içine kapağını açarak girmek mümkün değil. Kurgunun omurgasında boşluk bulup incelikle içine sızmak, omurganın üzerinden yavaş yavaş zihne akmak gerekiyor. Yazarın okura
DokunulmazNedret Kılıç · Nemesis Kitap · 2022105 okunma
Reklam
Puan vermedi·329 syf.··
2021 12. kitabı
Tek bir nota sadece bir sestir, notaları ahenkle bir araya getiren bestekardır. Sınırlı notayla sonsuz olasılık yaratan bir sanattır müzik. O müzik ki kimi zaman dinleyeni neşeye boğan bir şarkıya kimi zaman zorlu bir savaşa hazırlayan marşa kimi zaman derin hüzünlere gark ettiren bir ağıttır. Her beste her enstrüman için uygun değildir, kanunla size huzur veren bir beste çello ile aynı huzura götürmeyebilir sizi. Bir beste yetenekli ellerin çaldığı enstrüman vasıtasıyla nefesinizi kesecek güzellikte de olabilir aynı beste, aynı enstrümanla kulaklarınızı da tırmayalayabilir. Müzik öyle bir sanattır ki, sadece notalardan meydana gelmez. Binlerce parametre vardır onu muazzam kılan. Her ruhun bam teli farklıdır, hangi şarkının, hangi bestenin, hangi enstrümanın kimin ruhuna kanat taktıracağı ise meçhuldür. Kimi insan ruhunun kanadının yanı başında doğar, kimi kıtalar aşıp belki bir sokak şarkıcısında belki bir konservatuar salonunun bahçesinde yahut bir konser salonunda bulur kanadını. O şarkıyı duyduğunda anlar aslında bunca yıl kanadını uçmak yerine sırtında bir yük olarak taşıdığını. "Herkesin okuduğu kitapları okuyanlar herkes gibi düşünür " minvalinde bir söz söylemiş Murakami, herkesin dinlediği şarkıyı dinleyenler ise ruhunu herkesle aynı renge boyar, diyorum ben de çabuk tüketilen müziklere köle olursanız da o renkler birbirine karışıp katman katman zifiri andıran bir siyaha benzer. Anton... Ruhunun kanatlarına gittiği üniversitenin bahçesinde rastlıyor. Kanatları ondan çok daha önce dünyaya gelmiş, yanlış sırtları kendine yer edinmiş yıpranmış, yer yer tüyleri dökülmüş yer edindiği sırtlardan hoyrat bıçak darbeleriyle zorla koparılmış bazen. Anton, yanı başında daima çalan Şedaraban makamını duymaktan sağır hale gelmiş. Nora, kimsenin duymadıklarını duyarken
ŞedarabanNedret Kılıç · Nemesis Kitap · 2021219 okunma
Puan vermedi·456 syf.··
2021 2. kitabı
Sevgili Esra Celik moderatörlüğünde harika bir grupla beklentimin çok çok üstünde bir kitap okudum. Yazar binlerce yıllık bir zeytin ağacının yaş halkalarının arasında gezinen su misali kelimelerle yılların, karakterlerin, mekanların arasında gezinmiş. Gezen belki aynı su ama kökteki suyla gövdedeki, gövdedekiyle daldaki aynı mı? Bu devinimin getirdiği değişim bölümlere de yansımış. Tıpkı kadim bir zeytin ağacı misali yüzlerce yıla, onlarca kişiye dağılan bir kurgu "Kornelyus'un Ezgisi". Öyle bir ağaç ki kökleri magma tabakasına dek inmiş, cehennemin kor alevinden beslenmiş, dalları arşa uzanıp tüm dünyayı ayaklarınızın altına sermiş, Sicilya'dan Hindistan'a dek eski dünyayı görüş alanınıza sokmuş. Kornelyus ve Grace, var olmanın, anda olmanın sohbetini yaparken teninizin altında kum tanelerinin varlığını, burnunuzda yanan ateşin kokusunu ve kulaklarınızda dalgaların sesini duyabileceğiniz güçlülükte betimlemeleri var yazarın. Bununla yetinmeyip cesur ve güçlü bir kurgu ile çıkmış okurun karşına. Cinsellik var elbette, fakat varoluşun sebebi, kadim dinlerde cennetten kovulma sebebi olan şehvetle yoğurulmuş, metinde olması gerektiği için yer verilmiş bir şekilde var. Kitaba dair ne söylesem eksik kalacak. İlmek ilmek, renk renk dokunmuş kitap. Dokunurken hata yapmaktan imtina edilmiş fakat cesur olmaktan kaçınılmamış, eleştiriye daima açık kapı bırakılmış. Üslubu yer yer Mezopotamya'da keşfedilen taş tabletleri andıran, kurgunun geçtiği zaman ve mekanla üslubu da şekillenmiş bir roman Kornelyus'un Ezgisi. Okuduğunuz hiçbir kitaba benzemiyor. Mitoloji, edebiyat, psikoloji, sanat tarihi... Yukarıda bahsettiğim zeytin ağacına onlarca farklı meyve aşılanmış gibi. Demem o ki; kitaplığınızda Nedret Kılıç'a, kulaklarınızda Kornelyus'un Ezgisi'ne yer açın.
Kornelyus'un EzgisiNedret Kılıç · Nemesis Kitap · 2020210 okunma
Puan vermedi·424 syf.··
2020 65. kitabı
Merhaba, size Lem'in Yıldız Güncesi kitabından bahsedeceğim biraz. Okurken bazı bölümleri diğerlerinden biraz daha fazla sevdim, bunun sebebi kitaba bir bilim-kurgu kitabı beklentisi ile başlamıştım fakat o bölümlerde bilim kurgu tadını biraz daha az aldım. Bu durum o bölümlerin edebi kalitesinden bir şey eksiltmiyor öyle ki üstkurmacalar, metinlerarasılıklar havada uçuşuyor. Özellikle Gulliver'in Gezileri'nin ve Robinson Crosue'un uzay versiyonlarını görmek beni çok mutlu etti. Kitap "Yedinci Yolculuk" ile başladığında teolojik bir şeyler bekliyordum içinde kesinlikle (Dünya altı günde yaratıldı mitine atıf olduğunu düşünmüştüm) fakat "Yirmibirinci Yolculuk" kadar derinlemesine bir eleştiri beklemiyordum açıkçası. Antropolojik alt yapısı olan kehanetler okuyacağım da kitaba başlarken aklımın ucundan dahi geçmemişti. Kitabın kazanımları bununla da bitmiyor, Sevgili Lem estetik algınızı da sorgulatıyor. Görüntü ile işlerlik arasında tercih yaptırıyor (Ucube olmak pahasına işlev kazanmak ister misiniz?) Ijon Tichy bizi yıldızlararası yolculuğa çıkarıyor, zamanı büküyor, algımıza takla attırıyor. Birbiriyle bağlantılı fakat bağımsız hikayelerden oluşması bana "Ben, Robot"u anımsattı ve en sevdiğim kitaplar arasında yer alan iki kitabı olan Asimov'u anımsatması Lem'i benim gözümde yukarılara çıkardı. Bilimkurguya başlayacak okurlar için yorucu olacağı görüşündeyim. Arka kapaktaki övgüyü sonuna dek ettiğini düşünüyorum.
1000Kitap
Yıldız GüncesiStanislaw Lem · Alfa Yayınları · 2020192 okunma
Puan vermedi·476 syf.··
2020 39. kitabı
Merhaba Orhan Pamuk; ülkemizde Nobel ödülüne layık görülen insan olması sebebiyle herkesin kin güttüğü, düşmanca baktığı; okumadan yargıladığı yazar olarak bilinir, tanınır. Tahsin Yücel'den İlber Ortay'a kadar yerden yere vurulur. Dil bilgisi eleştirilir, kültürüne uzak olduğu söylenir. Orhan Pamuk; bir İstanbullu olarak kendi kültürüne oldukça hakim, dildeki (kimilerine göre) "tökezlemeleri" kasıtlı olarak kullanan bir yazar. Örneğin; sayfalardan birinde sıklıkla gördüğüm bir anlatım bozukluğu olan "ilk tanışma" kalıbını kullandığı vakit burun kıvırdım kendisine "Sen de mi Brütüs?" diye sordum. İlerleyen sayfalarda yarım ağız bir gülüşle ağzımın payını verdi sevgili Pamuk. Hem doğuya hem batıya hâkimiyeti, cümlelerinde, kurgularında sıklıkla başvurduğu "metinlerarasılık"; kendi hayatında yer alan mekan ve kişileri romanlarında kullanma ve büyüdüğü Pamuk Apartmanı'nın kapılarını Şehrikalp Apartmanı olarak okurlarına açması, tarihi göndermeler, siyasi hicivler... Görmek isteyen gözlere tam bir edebiyat şöleni; istemeyenlere ise övülmemiş bir görkemli tarih sunuyor. Orhan Pamuk, tarafsız kalmayı tercih ettiği için yeriliyor bu siyasî tartışma karmaşasında. Kar'ı Kara Kitap'tan önce okuduysanız şayet, Kar'ın ayak seslerini duyabilirsiniz Kara Kitap'ın satırlarında. Orhan Pamuk'u anlayamamızın sebebi, ülkemizin sanat algısı belki de. 2005 yılında Picasso'nun eserleri ülkemizde sergilendiği vakit, çocukluk ve gençlik dönemindeki gerçekçi, doğayı olduğu gibi yansıtan eserleri ilgi görürken, Picasso'yu bir dehaya dönüştüren eserlerinin önü boş kalmış. Demem o ki; algılarınızı açtığınız vakit Kara Kitap'ta kayıp karısı Rüya'nın izini süren Galip'ten çok daha fazlasını bulunacaksınız.
Edebiyat
Kara KitapOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202511,6bin okunma
Reklam