Bu kitabı okumamın asıl sebebi bir dizide geçen alıntılardı. Belki sadece birkaç cümleydi ama Oğuz Atay’a dair içimde büyük bir merak ve hayranlık uyandırdı. Edebi dili zorlu, evet. Ama satır aralarında beni benden alan bir derinliği vardı. Bu yüzden “Tehlikeli Oyunlar”ı okumaya karar verdim. Daha önce bu kitaptan birçok alıntı paylaşmıştım ama mesele sadece cümleleri paylaşmak değildi. Bu kitap, içimde bastırdığım ama bir türlü dışarı vuramadığım şeylerin sarsıcı bir aynası gibiydi. Belki yanlış bir zamanda okudum, belki de bir çırpıda bitirmem gereken bir yolculuğu zamana yayarak hata ettim. Çünkü neredeyse iki yıl boyunca ben, “ben” değildim. Zaten son bir aydır da hiçbir şey yerli yerinde değildi. Kitabı toparlamak kolay olmadı, çünkü mesele kitap değildi. Mesele, içimde kopan sessiz savaşlardı. “Bilge ağlıyordu, Hikmet susuyordu” diyordu 457. sayfada. O sırada ben de Hikmet gibi sessizce yalnızlaştırılıyordum. Bitmesini istiyordum artık bu kitabın. Son gayretimle bitirdim. Ama tekrar edeyim. Mesele kitap değildi. Kötü olan şu ki. Duygulara yenik düşen Hikmet gibi olmak istemiyorum. Çünkü kaybeden oydu; kendini kandıran da oydu. Aşık olduğunu sanıyordu ama değildi. Bugün de birçok insan o duygunun peşine düşüyor, sonunda ise hüsrana uğruyor. Bu hep görülüyor, biliniyor. Ben ise hayatım boyunca mantığımın izin vermediği hiçbir duygunun peşinden gitmedim. Belki de her şeyde bir hayır vardır. Ve belki, bu kitabı okurken bunu bir kez daha anlamış oldum. Ama bilmeni isterim. Ben sevdalanmıştım oysaki.
Bir aydır doğru düzgün uyuyamıyorum. Gözlerimin altı bunu sessizce haykırıyor. Kitabı yanıma almak istemiyordum, çünkü geçmiş sayfalar beni benden alıyordu tıpkı 259. sayfadaki gibi. Bir gün gerçekten çok üzülürsen, canın yanacak kadar. O kadar isterim ki, beni aramanı.Ama
Evet, biz kendimizi ve bunları düşünen aklımızı ciddiye alıyoruz. Çünkü bütün ilkelerimiz aklımıza dayandiriyoruz. "Çünkü en büyük hazinemiz aklımızdır." Bunu unutmadıkça, mantığımızı da sağlam tuttukça, onun üzerine her şeyi kurabiliriz. [Oguz Atay ne kadar doğru söylemiş aslında. İnsan, başkalarının yönlendirilmesiyle değil, kendi akıl ve mantığıyla yol almalıdır. Çünkü en güçlü pusula, insanın kendi mantığı ve iç sesidir. Mantigimiz el verdiği sürece, hayatta zaten mantık çerçevesinde ilerler. Baktığımız zaman sevgide böyledir. Önemli olan, aklımızı ne kadar doğru kullandığımızı gösterebilmektir. Zaten akılda Allahın insana verdiği en büyük nimetlerden biridir, onu doğru kullanan, Allahın rızasına en yakın olandır.!]