Nasıl dürüst bir kadındı, aklının karıştığı anlarda bile nasıl duru, nasıl gerçekti, yüreksiz davranmıyor, kaçamak sözlere sığınmıyordu, hep aynıydı, sevdiği kadındı, kendine her daim muhteşem bir biçimde hakimdi, hem çekingen hem açıktı.
Ne adam kadını kendine çekmişti ne de kadın onu, bir fırtınadan kenetlenmişçesine birbirlerinin içine girmişlerdi, birlikte ve iç içe dipsiz bir bilinmeze doğru düşüyorlardı ve oraya inmek tatlı ve bir o kadar da yakıcı bir şuursuzluktu - uzun zamandır birikmiş duygular beklenmedik bir mıknatısla ateşlenmiş ve tek bir saniyede boşalıvermişti
İçini saran bu soru onu bunaltmış, kanının kapkara çağlayan büyük dalgalarında tekrar tekrar coşmuş, ama sürüklenip yok edilememişti.
“Allımı toplayıp her şeyi berrak görebilsem keşke!” Diye geçirmişti içinden, ancak karmakarışık düşlerin, arzuların ve en derinlerde kabaran acının etkisiyle düşünceleri büyük bir tutkuyla çoşmuştu. Hisleri uyuşmuş, kendinden geçmiş, duyguların birbirine geçmesinden sersemlemiş ve bunalmış halde yatağın üzerinde bir, belki de iki saat öylece yatmıştı.