Alik YILANKIRKAN

Bilim dili Matematiktir.
Bilim dili İngilizce'dir diye de yutturdular.Öyle saçmalık olur mu? Bilim dili matematiktir.
Sayfa 95 - Tarzan Fizikçi Olacakmış(!)·Kitabı okudu
Bilim
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·64 syf.·
35 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2019 18:00
·
2019 5. kitabı
Nejdet Sançar
8.9/10 · 46 okunma
Polonya'nın Kültür ve Dil ile Ortaya Çıkması
Hikaye şu: Şimdi bir Polonya vardı Lehistan, vs. derken; 200 sene önce miydi neydi, bir ara Almanya Ruslarla anlaştı, Polonya'yı paylaşıverdiler. Yarısını biri aldı, yarısını öbürü aldı. Polonya aniden pat diye ortadan ikiye bölündü. Polonya'nın düzgün adamları var. Bunlar oturmuşlar, yüz yüze bir toplanmışlar. Demişler ki: Bizim ülke elden gitti. Bir gün kalktık Polonya yok. Ne yapacağız? Ve bunlar karar almışlar. Demişler ki: Eğer biz kültürümüzü yaşatabilirsek, o zaman ülkemiz için olan bilinçte yaşamış olur ve bir gün gelir, gene bir Polonya ortaya çıkar. Bu adamların arasında meşhur bilimci bir prens varmış. Ruslar almış bazı Polonyalıları, esir gibi götürmüşler, Hazar Denizi kenarınoa kömür madenmerinde çalıştırmışlar- ta oralara gitmiş; nerede Polonyalıları bulduysa onlarla konuştuktan sonra demiş ki: "Aman dilinizi unutmayın!" Ve iki-üç yüzyıl bu bilinç yaşamış. Ondan sonra işte bir punda geldi, dünya karıştı, gene bir Polonya çıktı ortaya!..
Sayfa 53 - Polonyalılaştıramadıklarımızdanmısınız? / Ulusal Kanal/ (27.09.2002 -04.10.2002)·Kitabı okudu
Tarih
İbni Tahir nehri aştı. Karşıya geçince de kaleden ayrılırken elbiselerini sakladığı yeri kolayca buldu. Hemen üzerini değiştirip vadiye doğru yöneldi. Kendisine eşlik eden birliktekiler gözden kayboluncaya dek arkasından baktılar. Sonra da komutanları Rey’e dönme talimatı verdi. Vadi girişinde bulunan kuledeki muhafız onu tanıyıp geçmesine müsaade etti. Kalenin köprüsü de hemen indirildi. Askerler sanki öbür dünyadan canlanıp geri dönmüşçesine şaşkınlıkla bakıyorlardı yüzüne. “Derhal Seyduna’yla konuşmam lazım,” dedi nöbetçi subaya. “Ona sultanın ordugahından çok önemli havadisler getirdim. Subay telaşla koşturarak haberi Ebu Ali’ye, o da Hasan’a iletti. İbni Tahir kararlı bir şekilde bekliyordu. Sahtekara gününü gösterme arzusu korkusuna üstün geliyordu. Farkında bile olmadan cübbesinin içindeki kılıcını kontrol etti. Belinde bir hançer, kolunun yerinde de Baş vezire sapladığı zehirli, ince bıçak vardı. İbni Tahir’in geri döndüğünü duyan Hasan’ın neredeyse nutku tutulmuştu. Karşısındaki Ebu Ali’ye sanki onun orada olduğunu unutmuşçasına boş gözlerle bakıyordu. Tuzaktan çıkış yolu arayan bir fare misali tüm olasılıkları teker teker gözden geçiriyor, bu sıra dışı olaya mana vermeye çabalıyordu. “Git. İbni Tahir’i buraya getir. Muhafıza geçmesine mani olmamasını söyle.” Beş hadımdan derhal odasındaki perdenin arkasına saklanmalarını istedi. Ardından da onlara adam içeri girer girmez üzerine atılıp, etkisiz hale getirmelerini ve bağlamalarını emretti. Sonra da beklemeye koyuldu. İbni Tahir Yüce Efendi’nin kendisini beklediğini ve yanına herhangi bir engelle karşılaşmadan çıkacağını işitince hemen kendini toparladı. “Başladığım işi bitirmeliyim,” dedi kendi kendine. “Allah yardımcım olsun.” Abdülmelik’le yaptığı dersleri hatırlıyordu. Hasan’ın kendisine bir tuzak kurmuş
Programlama
Din ve Mezheplerin oluşumunda Irksal İstekler
İbni Tahir hayretle yüzüne bakakalmıştı. “Serbest miyim? Beni Zindana… ” Sözlerini tamamlayacak halde değildi. • “Serbestsin!” “Ne? Ben mi? Seni öldürmeye gelmiştim ben buraya.” “O İbni Tahir yok artık. Sen bundan sonra Avni’sin yeniden. El-Arafa tırmanmaya başladın. Bir karga başka bir kargaya saldırmaz.” İbni Tahir gözyaşlarına boğuldu. Kendini Hasan’ın ayaklarının dibine attı. “Affet beni! Affet beni!” “Git buradan evlat! Oku, dünyayı tanı. Hiçbir şeyden korkma. Her türlü önyargıdan uzak dur. Hiçbir şeyi aşın yüceltme gözünde. Hor da görme. Her şeyi araştır. Cesur ol. Artık öğrenecek bir şey kalmadığına kanaat getirince buraya geri dön. Ben burada olmayabilirim. Ama halkım burada olacak. Seni bağırlarına basacaklarını biliyorum. İşte bu mertebeye ulaştığında Araf’ın da zirvesine çıkmış olacaksın.” İbni Tahir istekle ellerini öptü. Hasan onu ayağa kaldırıp uzunca bir süre gözlerinin içine baktı. Sonra da kucaklayıp öptü. “Oğlum,” diye kekeledi parlayan gözleriyle. “Bu yaşlı kalbi mutlu ettin. Sana biraz para vereceğim. Ayrıca seyahatinde lazım olabilecek her şeyi alabilirsin yanına.” İbni Tahir bir hayli duygulanmıştı. “Bahçelere son bir kez bakabilir miyim?” “Gel balkona çıkalım.” Birlikte balkona çıkıp aşağıdaki bahçelere baktılar. İbni Tahir iç çekti. O an duygularına hâkim olamayacak hale gelmişti. Başını korkuluklara dayayarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. İçeri dönünce Hasan gerekli talimatları verdi. İbni Tahir şiirleri de dâhil tüm eşyalarını topladı. Bu şiirleri onun için çok değerliydi. Para ve silahlarını alıp katırının sırtında kaleyi terk etti. Dışarı çıkınca çevresine şaşkın gözlerle baktı. Dünya ona yabancı geliyordu. Sanki gözlerini ilk kez açmış gibiydi. Cevaplanması gereken binlerce soru vardı aklında. Fedai İbni Tahir ölmüştü. Filozof Avni
Sloven Yazar Vladimir Bartol'un Mezheplerin Kuruluşu ile Alakalı Görüşleri·Kitabı okudu
Programlama