Baharın geleneğine uyarak kargalar, serçeler, güvercinler neşeli neşeli yuvalarını yapıyor, güneşle ısınan sinekler duvarların üstünde vızıldıyorlardı. Bitkiler, kuşlar, böcekler, çocuklar, her şey bayram yapmaktaydı.
Yalnız insanlar, yani büyükler, yetişkinler, boyuna birbirlerini aldatmaktan, azaba sokmaktan geri durmuyorlardı. Onlar için önemli olan ne bahar sabahi, ne de Tanrı'nın tüm yarattıklarına bağışladığı, evrenin bu güzelliğiydi. Bu güzellik herkesi sükuna, birliğe, sevgiye çağırıyordu ama insanlar için önemli, kutsal olan tek şey, kendi benzerlerine hükmetmek için yine kendilerinin bulup icat ettikleri şeylerdi.
Daracak bir yerde toplanmış yüz binlerce kişi, üzerinde sıkışık bir halde durdukları toprağı boşuna kısırlaştırmaya uğraşıyorlardı; hiçbir tohum yeşermesin diye taşlarla boşuna kaplıyorlardı orayı. Bitmeye başlayan her otu sökmeleri, havayı kömür dumanına, petrol dumanına boğmaları, ağaçları budamaları, kuşları avlamaları da boşunaydı... Bahar, şehirde bile yine bahardı.