Ah, dünyanın dört bir yanından gelen, neyi ezip geçtiğini bilmeyen ve buna aldırmayan, cehennemin dibine gitmeye çok hevesli şu bitmez tükenmez insan seli!
Aylak Köpek; Bütün sorunların içerisinde en büyüğü insanlarla uğraşmak!
Kafka’nın şu meşhur sözünü hemen hemen hepimiz biliriz; “Edebiyat içimizdeki donmuş denizin buzullarını kıracak bir baltadır.” Bu söz, bu sıkıntılı zamanlarda edebiyatın insanın yaşamındaki yerini -ya da olması gereken yerini demem daha doğru olacak- bir kere daha bizlere hatırlatıyor. Hengameler, stresler, sıkıntılar, kaygılar, ölümler, acılar hayatımız boyunca bizlere eşlik edeceğini biliyoruz. Bütün bunlar, kısa hayatımızı elle geçirecek zehirlerdir, bu zehrin panzehiri ise şüphesiz; kelimelerdir, cümlelerdir, kitaptır, edebiyattır. Her gün okuyan bir insan için çok kısa bir süreliğine de olsa edebiyattan, kitaptan uzaklaşmak demek; tüm zamanının sıkıntıyla geçmesi demek, yaptığı hiçbir işte memnun olmamak, yediğinden içtiğinden tat alamamak demek… Özellikle bu eksikliği çok severek okuduğunuz bir yazarın uzun süre eserlerinden uzak durdurduğunuz zaman daha çok hissedersiniz. Eline herhangi bir eserini alıp okuduğunuzda vücudunuzdaki zehirden, günlük hengamelerden, sıkıntılardan kurtulmuş olursunuz. Bu tüm okurlar için geçerli değil elbette, çünkü tüm okurlardan aynı kalitede kitap okumasını ve aynı lezzeti almasını bekleyemeyiz. Joseph Conrad’in şu sözü aslında kitapların ve edebiyatın hayatımızdaki önemini en güzel şekilde açıklıyor; “ Emin olun kitap okumayı bırakmak, eski ve sağlam bir dostluğun sığınağından ayrılmak gibidir”.
Bu sıkıntılı zamanda benim sığınağım yine Sadık Hidayet oldu. İranlı yazarı çoğumuz “Kör Baykuş” kitabından biliriz. Yeri gelmişken ufak bir konuya da değinip geçelim. Konu şu ki; bir yazarı sadece bir eseriyle tanımak bir yazara yapılacak en büyük kötülüktür. Hem yazar için hem de diğer yapıtları için. Örneğin Marquez’i “Yüzyıllık Yalnızlık “, James Joyce’i “