“ insana en çok acı veren şey yaşadığı kötü günler değilmiş, en güzel anılarıymış. Halbuki insan, normalde acıdan kaçmak için evrilmiştir. Peki insan neden acı vereceğini bile bile hep geçmişi düşünür?
Nostalji, Yunanca bir kelimedir. Orijinali Nostos Algos’tur, Yunanca’da “nostos” dönüş “algos” keder anlamında kullanılır. Nostos Algos yani “Nostalji” indirilememiş bir geri dönüş özleminin verdiği tarifsiz ızdırap olarak kullanılır.”
Bellow, hikayesine Berkshires’de bir yaz ortasında başlıyor. Kahramanımız Herzog evliliği dağılmış ( birden fazla evlilik) insanlara ve içinde bulunduğu hezeyanlarla baş edemeyen orta yaşlı, Don Kişotvari 1960’ların Amerika’sında bir Yahudi adamın hayal kırıklıklarıdır. Kahramanımız hakkında farkına varmamız gereken onun toplum karşısında yabancılaşmış bir birey olmasıdır. Huzursuzdur, sürekli bir yerden bir yerlere durmadan taşınır. Romandaki aksiyonun çoğu kahramanımızın rahatsız bilincinde gerçekleşir. Bitmek bilmeyen mektuplar yazar arkadaşlarına akrabalarına ve devlet başkanlarına. Mektuplarında düşüncelerini , endişelerini dile getirken yer yer dönemin siyasilerine akıl verecek kadar da entelektüel ve altmışların aydın ve politik bir adamıdır. Herzog’un mektupları ve notları sorunlarını açıklama çabalarını ayırt etmeleri açısından son derece önemlidir. Bazıları Polonyalı metresi Wanda, Dr. Emmerich ve Dr. Edving gibi tanıdığı insanlara yazdığı uzun mektuplardır; diğer notlar ise tüm romanın perspektifinde bazen anlamlı bazen de anlamsız ifadeler ve alıntılardır. Böyle bir ifade TUTTO FA BRODO’dur. Yani her şey çorbaya dönüşür ifadesinin de ima ettiği gibi, insan hayatı korkunç bir güveçtir. Saul BELLOW’un Moses HERZOG’u “keder, efendim, bir tür tembelliktir” ve yine de tüm kederin ortasında entelektüel bir umutla varolma çabasının savaşını veriyor yel değirmenlerine karşı savaşarak