Yalnızlıkla beslenen biriydim; yalnızlığımı alırsanız yemeğimi ve suyumu almış kadar olursunuz. Yalnız kalamadığım her gün gücümden bir şeyler alıp götürür. Bununla övünmüyorum ama önemliydi benim için.
Aralık ayının bir cumartesi akşamıydı. Odamdaydım, her zamankinden daha çok içmiş, sigaraları birbiri ardına yakarak kızları, kenti, işleri ve öndümdeki yılları düşünmüştüm. Geleceğime baktığımda gördüklerim hiç iç açıcı değildi. İnsan düşmanı, veya kadın düşmanı değildim ama yalnız kalmayı seviyordum. Küçük bir odada içki ve sigara içerek yalnız olmak güzeldi. İyi eşlik etmişimdir kendime hep.
Seni anlatmak, uzun bir yolculuğa çıkmak gibi; kendimi uçsuz bucaksız özgürlüğün içinde bulduğum, asla unutmayacağım anılarla dolu... Her gecesi keyifli bir müzikle içilen bira gibi, her sabahı benzersiz bir enerjiyle uyanmışım gibi ama bir o kadar acelesiz, telaşsız... Zaman durmuş gibi, usul usul gezerdim.
Seni anlatmak, fırtınanın ortasında kalmak gibi. Gözlerimi bile açamadan oradan oraya savrulurken buluyorum kendimi. Soğuktan donmuşum, sırılsıklam... Evin yolunu arıyorum ama yoksun artık. Bu şehri terk ettiğini unutmuş gibi arıyorum hâlâ bu fırtınada seni. Umudum yok, hiçbir beklentim yok ve savrulup gidiyorum; sensizliğin içinde savrulup gidiyorum.
Ve seni anlatmak, bir Sezen Aksu şarkısı gibi: gerçek, acı ve geri dönülemez bir yol kadar uzak...